24 Mart 2010 Çarşamba

İslam birliği dünyadaki tüm müslümanlara neler kazandıracak?



Güzel ahlaka dayalı olarak kurulacak bir İslam Birliği, tüm dünyada adalet, huzur ve güvenin yerleşmesine vesile olacaktır. 20. yüzyılın ikinci yarısında başta Filistin olmak üzere Bosna, Kosova, Karabağ, Keşmir, Açe gibi bölgelerde yaşanan gelişmeler Müslüman dünyasını önemli bir gerçekle karşı karşıya getirmiştir. Binlerce sivilin hayatını kaybettiği, çocukların yetim kaldığı, vahşetin ve şiddetin doruğa tırmandığı bu bölgelerde, Batı dünyası, yaşanan insanlık dramına ya hiç tepki göstermemiş, ya da çok geç tepki göstermiş ve gereken tedbirlerin alınması konusunda ağır davranmıştır. Bu durum, İslam dünyasının üstlenmesi gereken sorumluluğu Müslümanlara bir kez daha hatırlatmıştır:

Müslüman halkların haklarının korunması, ihtiyaçlarının gözetilmesi herkesten önce diğer Müslümanların sorumluluğudur ve İslam dünyasının bu konuda son derece aktif ve atak olması zorunludur. Müslüman ülkelerin, tüm Müslümanların güvenliğini garanti altına alabilecek bir güç konumuna gelmesi ancak İslam dünyasının uluslararası siyaset sahasında tek bir ses olarak temsil edilmesi ile mümkün olacaktır. İslam dünyası askeri, siyasi ve ekonomik olarak tek blok olmak zorundadır.

Hal böyleyken, İslam dünyasında gereken birlik ve beraberlik henüz tam anlamıyla sağlanamamıştır. Avrupa'nın neredeyse tüm devletleri, siyasi, ekonomik ve kültürel bir birlik olan "Avrupa Birliği" çatısı altında toplanmış iken; Müslümanlar yeteri derecede iş birliği kuramamış durumdalar.

Hatta yakın geçmişte, kimi İslam ülkeleri arasında derin anlaşmazlık ve ihtilaflar olmuştur. İran-Irak Savaşı, Irak'ın Kuveyt'i işgali, Pakistan-Bangladeş savaşı gibi Müslüman ülkeler arasında geçen savaşlar yaşanmıştır. Müslüman ülkelerde çoğunlukla etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle yaşanan iç savaş ve çatışmalar da -örneğin Afganistan'da, Yemen'de, Lübnan'da, Irak'ta veya Cezayir'de olduğu gibi- İslam dünyasının, olması gerektiği gibi olmadığını açıkça göstermektedir.

Birlik Ruhunu Yaşatmak

Yüce Rabbimiz Allah, tüm Müslümanların tam bir birlik ruhu içinde yaşamalarını ve hareket etmelerini emretmiştir. Yüce Rabbimiz, Müslümanların "sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi" (Saff Suresi, 4) olmalarını gerektiğini bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın...”(Ali İmran Suresi, 103)

Bu ayette, günümüz dünyasında Müslümanların neden gerektiği kadar güçlü olmadıklarının da asıl sebeplerinden biri bildirilmektedir: “Birlik Ruhu İçerisinde Olmamak”

Eğer tüm Müslümanlar güç birliği yaparsa; İslam ülkelerini kalkındırmak, imar ve inşa etmek; zulüm gören Müslümanlara yardım eli uzatmak ve onları korumak için gerekli fikri mücadeleyi yürütmek; İslam’ın getirdiği güzel ahlakı tüm dünyaya en güzel biçimde anlatmak; sözde İslam adına ortaya çıkan terörizm gibi sapkın akımları dizginlemek; tüm insanlığın hayrına olacak bilimsel, sanatsal, kültürel gelişmeler kaydetmek gibi pek çok başarıyı Allah Müslümanlara nasip edebilir.

Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi'nin ifadesiyle; “İslam dünyası için önemli tehlike, "cehalet, zaruret (fakirlik) ve ihtilaftır". Bunları "sanat, marifet, ittifak" yoluyla yenmek gerekmektedir. (Divan-ı Harbi Örfi sf. 15) İttifak belki bunların içinde en önemlisidir, çünkü ittifak sayesinde tüm Müslümanlar "sanat ve marifetlerini", yani tüm yetenek ve bilgilerini birleştirip, İslam'a büyük hizmetlerde bulunabilirler.

İslam dünyasının geçmişteki ihtişamına benzer bir ihtişamın bugün de yeniden inşa edilmesi, Müslümanların yeniden dünyaya ışık tutan “kültür ve medeniyet önderleri” olmaları mümkündür. Kişisel menfaat endişelerini bir kenara bırakan, farklılıkları hoşgörü ile karşılayan, gücünü ve enerjisini yalnızca İslam'ın, Müslümanların ve insanlığın hayrına kullanan, çoğulculuktan yana olan, uzlaşmacı ve barışsever bir kültür Müslümanlar arasında egemen olursa, İslam dünyası 21. yüzyılın en büyük medeniyetlerinden birini inşa edebilir.

Sevgi, merhamet, anlayış, tolerans gibi İslam ahlakının da temeli olan değerler sayesinde, bugün bir kısım Müslüman ülkelerde hakim olan despot yönetimlerin de sonu gelecek, kültürel ve ekonomik olarak kalkınma sağlanacak ve dünyanın çeşitli bölgelerinde baskı altına alınan, zulme uğrayan, acımasızca katledilen Müslümanlar barışa ve güvenliğe kavuşacaktır.

Kendi içinde beraberliği sağlamış İslam dünyası, dünya barışının da güvencesi olacak, bazı radikal unsurlar ve "medeniyetler arası çatışmadan" yana olanlar teorilerine gerekçe olarak öne sürebilecekleri ortamı bulamayacaklardır. Bütün bunların sonucunda ise, Allah'ın izni ile, asr-ı saadet döneminin bir benzeri 21. yüzyılda yeniden yaşanacaktır.

İslam Birliği Müslümanlara Ekonomik Güç ve Refah Artışı Sağlayacaktır

Ekonomik ve teknolojik olarak kalkınmaya ihtiyaç duyan Müslüman ülkelerde istikrarın sağlanması için atılacak en önemli adım, İslam Birliği altında birleşilmesi olacaktır. Şüphe yok ki, ekonomik iş birliği, hem istikrarın sağlanması hem de kalkınma açısından büyük önem taşımaktadır. Pek çok Müslüman ülkenin acil ihtiyacı, ekonomisinin istikrara kavuşması ve sağlam temeller üzerine oturtulmasıdır. İslam dünyasında endüstrinin gelişimine önem verilmesi, gerekli yatırımların yapılması zaruridir. Bütün olarak bir kalkınma projesi geliştirmek gerektiği de açıkça görülmektedir.

Eğitim, ekonomi, kültürel yapı, bilim ve teknoloji bir arada gelişmelidir. Bir yandan çalışma alanları teknolojik olarak geliştirilirken, öte yandan çalışanların eğitim düzeyinin ve kalitesinin artırılması sağlanmalıdır. Toplumlar daha üretici olmaya özendirilmelidir. Çoğu Müslüman ülkede yaşanan yoksulluğun, eğitimsizliğin, gelir dağılım dengesizliğinin ve diğer sosyo-ekonomik sıkıntıların ortadan kaldırılmasında ekonomik iş birliklerinin büyük katkısı olacaktır. Serbest ticaret alanları oluşturularak, gümrük birliği sağlanarak ve ortak pazarlar meydana getirilerek bu iş birliği kurulabilir.

İslam Coğrafyası Zengin Yer altı Kaynaklarına Sahiptir

Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğu dünya ticaret yollarının önemli kesişme ve geçit bölgelerinde yer almaktadır. Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan, Akdeniz'i ve Basra Körfezi'ni Hint Okyanusu'na bağlayan boğaz ve kanalların ve Hint Okyanusu'ndaki ana geçit noktalarının Müslümanların kontrolünde olduğu düşünüldüğünde, İslam dünyasının küresel dengeler açısından taşıdığı önem daha iyi anlaşılacaktır.

Buna bir de petrol, doğal gaz gibi stratejik yer altı kaynakları açısından dünyanın en zengin topraklarının İslam coğrafyasında bulunduğu gerçeği eklendiğinde, tablo daha da netleşmektedir. Bu özelliklerin hepsi İslam dünyası için büyük birer stratejik imkandır ve bu imkanların iyi değerlendirilmesi Müslümanların dünya siyasetindeki etkinliklerinin artması anlamına gelmektedir.

Sadece Basra Körfezi bölgesi, bugüne kadar keşfedilmiş dünya petrol rezervlerinin 2/3'sini barındırmaktadır. Petrolün yanı sıra, Ortadoğu'nun dünya gaz rezervinin yaklaşık %40'ına sahip olduğu gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerekir. Ayrıca Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri de doğal gaz ve petrol açısından oldukça zengin kaynaklara sahiptir. Müslüman ülkelerin bu avantajı, bazılarınca enerji yüzyılı olarak adlandırılan 21. yüzyılda daha da önem kazanacaktır. Ne var ki, İslam coğrafyası sahip olduğu bu avantajdan gereği gibi faydalanamamaktadır.

Müslüman Ülkelerin Birbirlerine Destek Olması Gerekir

Çoğu Müslüman ülkede -kaynaklar zengin olmasına rağmen- üretimi artıracak ya da çıkarılan kaynağın ülke sanayisinde kullanılmasını sağlayacak gerekli alt yapı ve teknolojik imkânlar yetersizdir. Müslüman ülkelerin ekonomilerinin işleyişi ve yapıları arasında farklılıklar vardır. Bazı ülkelerin ekonomisi yeraltı zenginliklerine (petrol zengini ülkelerde olduğu gibi) dayalı iken, bazılarının ekonomisi (coğrafi yapılarının elverişli olması nedeniyle) tarıma dayalıdır. Ekonomi yapısındaki bu farklılıklar ortak yatırımlar ve girişimler sayesinde önemli bir zenginlik kaynağına dönüştürülebilir. Bu da ancak İslam Birliği ile sağlanabilir.

Örneğin, bir ülkede petrol üretilirken, belki bir diğerinde bu petrol işlenecek, tarım imkânları sınırlı olan bir İslam ülkesinin ihtiyaçları da tarım zengini ülkeler tarafından giderilecektir. Böylece hem iş imkânları artacak hem de Müslüman toplumlarda gelir seviyesi yükselmeye başlayacaktır. Ayrıca Müslüman ülkeler arasında oluşacak bilgi birikimi ve tecrübe paylaşımı bereketi artıracak, teknolojik gelişmelerden tüm Müslümanlar gereği gibi yararlanacaklardır.

Müslüman ülkelerin birbirlerine ekonomik destek vermeleri İslam ahlakının bir gereğidir. İhtiyaç içinde olana yardım etmek ve sosyal dayanışma Müslümanların önemli özelliklerindendir. Kur’an-ı Kerim'de pek çok ayette, “ihtiyaç içinde olanların korunması” emredilmiştir. Toplum içindeki sosyal yardımlaşmanın toplumlararası düzeyde de yürütülmesi gerekmektedir.

İslam dünyasının imkanlarını ve gücünü birleştirmesini sağlayacak ortak girişimler ancak merkezi bir kurumun önderliği ve koordinasyonuyla gerçekleştirilebilir. Bunun sağlanması ise, İslami bir kültürel uyanışla mümkündür. İslam Birliği, hem bu kültürel uyanışa, hem de onun sonuçları olan siyasi ve ekonomik iş birliklerine öncülük edecektir.

İslam ülkeleri arasında, kardeş olmanın bilinci ile kurulacak iş birlikleri, Müslümanlara refah ve bolluk getirecek, İslam dünyasının yıllardır önemli sorunlarından biri olan yoksulluğun ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.

İslam Birliği Huzur ve Güvenliği Sağlayacaktır

İslam Birliği, hem Müslümanlar arasında yaşanan uyuşmazlıklara çözüm getirecek hem de Müslümanlar ile başka güçler arasındaki savaş ve çatışmaların son bulmasını sağlayacaktır.

Dünyanın bazı bölgelerinde yaşanan istikrarsızlıklar, yalnızca bu bölgeyi etkilemekle kalmaz tüm dünyayı olumsuz yönde etkiler. İslam coğrafyası işte böyle bir bölgedir. İslam dünyasının herhangi bir bölgesinde yaşanan sorun da, tüm bu coğrafyayı doğrudan etkilemektedir.

Ortadoğu'da oluşan bir gerilimin, Kuzey Afrika'da etkisi hissedilir. Hazar'da yaşananlar Ortadoğu bölgesinin geleceğini etkiler. Basra Körfezi'nde meydana gelenler Güneydoğu Asya'yı doğrudan ilgilendirir. Bu da, Müslüman coğrafyasının herhangi bir bölgesinde çatışma, sorun, gerilim varsa bunun rahatsızlığının tüm İslam dünyasında hissedileceği anlamına gelir. Elbette aynı şey barış için de geçerlidir. Uzun süreli gerginliklerin -örneğin Arap-İsrail sorununun- barışla neticelenmesinin, tüm İslam dünyasında olumlu bir etkisi olacaktır.

20. yüzyıl boyunca İslam dünyasının büyük bölümü, daimi bir savaş, çatışma ve istikrarsızlık içinde kaldı. Bu dönem, kaynakların boşa harcanmasına, ekonomik ilerlemenin neredeyse durmasına, yaşam standartının çok düşük düzeye inmesine, hepsinden önemlisi milyonlarca Müslümanın hayatına mal oldu. Halen de bazı Müslüman ülkeler arasında anlaşmazlıklar devam etmekte, zaman zaman gerilim artmaktadır. Müslüman ülkelerle Müslüman olmayan güçler arasındaki savaş ve çatışmalar da büyük bir huzursuzluk ve istikrarsızlık nedenidir.

Barış ve İstikrar İçin Çözüm: İslam Birliği

İslam Birliği'nin sağlanmasının Müslümanlara getireceği önemli yararlardan biri; bu birliğin Müslüman dünyasında huzur ve güvenliğin hâkimiyetine aracı olmasıdır.

İslam Birliği’nin İslam dünyasında tesis edeceği barış sayesinde;

1. Barış sürecinde, her ülke silahlanmaya ayırdığı bütçesini azaltacak, bu parayı toplumun refahı için harcayacaktır. Tüm Müslüman ülkeler ortak bir savunma paktının üyesi olacaklarından, daha az bütçe ile daha güçlü bir savunma ve korunma sağlanacaktır. Silah sanayi ve teknolojisi için yapılan yatırımlar, sağlık, eğitim, bilimsel ve kültürel gelişme gibi alanlara kaydırılabilecektir.

Bu sayede elde edilebilecek kazancın büyüklüğü, rakamların incelenmesi ile daha net ortaya çıkmaktadır: Ortadoğu ülkelerinin silahlanmaya ayırdıkları yıllık toplam tutar, Körfez Savaşı'nın patlak verdiği 1991 yılında 70.7 milyar dolardır. Bu rakam bir sonraki yıl 52.2 milyar dolara gerilemiş, ancak takip eden yıllarda tekrar yükselmeye başlamıştır. 2000 yılında 61 milyar dolar olan savunma harcamaları, 2001 yılında 72 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.

2. İslam dünyasının bazı bölgelerindeki mevcut istikrarsızlık ve çatışmalar diğer ülkelere göçe neden olmaktadır. Pek çok doktor, mühendis, akademisyen, bilim adamı, düşünür, yazar ülkelerinde kendilerini güvende hissetmedikleri için Batı'ya göç etmekte ve çalışmalarına orada devam etmektedir. Barış ortamı sağlandığında, bu göçe engel olacak, iyi eğitim almış bireylerin göçünün engellenmesi bu kişilerin çalışmalarından öncelikle Müslümanların faydalanmasını sağlayacaktır.

3. Barışın ve istikrarın hüküm sürdüğü bir ortamda, Müslüman ülkelerin birbirlerinin bilgi birikimi ve tecrübelerinden daha çok faydalanmaları mümkün olacaktır. Barış, Müslümanların her alanda güçlerini birleştirmelerine, birbirlerinin eksik yönlerini telafi etmelerine, dolayısıyla çok daha etkin olmalarına sebep olacaktır.

4. Barış ve istikrarla birlikte ekonomik kalkınma da hız kazanacaktır. Günümüzde bazı Müslüman ülkeler arasında sınır problemleri başta olmak üzere çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlar ekonomik sıkıntıların artmasına neden olabilmektedir. Örneğin, yer altı kaynaklarının taşınması ve dünyaya ihracında yaşanan kimi zorlukların temelinde ulaşım güzergahlarının güvenli olmaması vardır. Su kaynakları için de benzer bir durum geçerlidir. Müslüman coğrafyasının önemli bir bölgesi olan Ortadoğu'da su, anlaşmazlık konularının başında gelmektedir. Oysa Müslüman ülkelerin birbirlerine desteği ve anlaşmazlıkların uzlaşma yoluyla çözümlenmesi ile bu sorunlar tamamen gündemden kalkacaktır.

5. Barış ve istikrarın sağlanması, İslam coğrafyası dışında yaşayan Müslümanların da güç kazanmasına zemin hazırlayacaktır. Dünyanın pek çok ülkesinde İslam en hızlı büyüyen dindir. Bu ülkelerde yaşayan farklı milletlere mensup Müslümanların ittifakı, Kuran ahlakının tanıtılması çalışmalarına hız kazandıracak, Müslümanların içinde bulundukları toplumlarda kültürel anlamda daha etkin olmalarını sağlayacaktır.

6. İslam dünyasında inşa edilecek barış, diğer dünya ülkeleri için de örnek bir model olacaktır. Böylece, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan sorunlar İslam dünyası örnek alınarak barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturulacaktır. Müslümanlar, gerçek Kuran’ın getirdiği güzel ahlak yaşandığında insanların huzura ve güvenliğe kavuşacaklarının canlı birer örneği olacak, insanlar İslam'ın barış ve esenlik dini olduğuna şahitlik edeceklerdir. İslam dünyasındaki barış belki de pek çok insanın güzel ahlaka yönelmesine aracı olacaktır.

Dünya konjonktüründe yaşanan gelişmeler, İslam dünyasını çok büyük ve önemli değişimlerin beklediğini açıkça göstermektedir. Günümüzde İslamiyet, dünya gündeminin en önemli konusu haline gelmiş, insanlığın dikkati Hak Din’e çevrilmiştir. Ancak bir taraftan da İslam dünyasının bir kısmında fakirlik ve cehalet hüküm sürmektedir. Çözüm; tüm Müslümanları birleştirecek ve onlara doğru yolu gösterecek bir İslam Ülkeleri Birliği'nin kurulmasıdır.

Türkiye olarak bize çok fazla sorumluluk düşüyor. Türkiye’nin İslam ülkeleri arasında arabulucu olması, uzlaştırıcı bir politika izlemesi ve sorunlara çözüm getirmesi şarttır. İslam Birliği’nin Müslümanları dünya çapında yaşanan zulümden kurtaracak tek çözüm olduğu anlatılmalıdır. Tüm Müslüman ülkeler Türkiye’ye hem güveniyor hem de tüm ülkeleri birleştirecek tek devletin Türkiye olduğunu biliyorlar. Türkiye artık birçok ünlü stratejistin söylediği gibi Avrupa Birliği’nin kapısını aşındırmayı bırakıp rotasını biran önce Türk İslam Birliği’ni kurmaya çevirmelidir. Artık Türkiye’nin bölgede lider olarak kendisini gösterme zamanı çoktan gelmiştir…

Kaynak: http://www.turkislambirligi.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder