4 Mayıs 2010 Salı

Cehennemin en alt tabakasında kimler olacak?



Cehennem tabaka tabaka yaratılmıştır. Cehennemde de tıpkı dünyada olduğu gibi bir yaşam vardır, fakat buradaki yaşam insanların hiç tahmin edemeyeceği kadar ızdıraplı ve acı vericidir. İnsanlar dünyada işledikleri günahlara göre ayrılıp sonsuza kadar içinde kalacakları ve Allah’ın dilemesiyle asla çıkamayacakları azap bölgesine gönderilirler. Allah Kuran’da cehennemde ateşten yataklardan, insanların bağlandığı sütunlardan ve durmadan yüzleri yalayan bir ateşten bahseder ve insanları uyarır. Cehennemin en alt tabakasında kimlerin olacağı da ayette şöyle bildirilir:

Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın. (Nisa Suresi, 145)

Ayette bildirildiği gibi cehennemin en alt tabakasında olacak olan ve en şiddetli acıyı çekecek olan münafıklardır. Münafıklar, müminlerin yanına geldiklerinde Allah’a ve Kuran’a bağlı olduklarını söylerler, fakat aslında içten inkâr ederler. Görünüşte onlarda namaz kılar, oruç tutar, müminlerle birlikte Allah yolunda mücadele ediyor gibi görünürler. Fakat asıl amaçları Müslümanlara zarar vermek, Müslümanlarla ilgili bilgileri inkâr edenlere vermek ve onların mutlaka dağılmasını sağlamak, bu uğurda yoğun bir gayret göstermektir. Allah ayetinde münafıkların önce kesin olarak ahid verdiklerini sonra da bozduklarını şöyle bildirir:

Ki (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır. (Bakara Suresi, 27)

Münafıklar hem Müslümanların içinde yaşayıp hem inkâr edenlerle dostluk kurarlar, sürekli fitne ve bozgunculuk çıkarırlar, Müslümanların yerlerini ihbar ederler. Allah yolunda mücadele etme ve infak etme konusunda da son derece isteksizlerdir. Münafıklar ayrıca sürekli yakalanma korkusu içindedirler, her çağrıyı kendi aleyhlerine zannederler. Şeytanın pisliği ruhlarını kapladığı için içleri sürekli korku doludur, vesvese ve gerilim içinde yaşarlar.

Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur. (Tevbe Suresi, 56)

Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar. (Nisa Suresi, 142)


Münafık sözde Allah’ı ve iman edenleri aldattığını sanır. Oysa yalnızca kendisini aldatır, fakat şuurunda değildir. Peygamberimiz döneminde de diğer peygamberlerin döneminde de münafık her zaman olmuştur. Hz. İsa’nın yerini ihbar edende bir münafıktır. Hz. Mehdi döneminde de çok azılı münafıklar olacak, Hz. Mehdi hem münafıklarla hem de inkâr edenlerle mücadele edecek ve hepsine üstün gelecektir. Münafıklar hem bu dünyada hem ahrette aşağılanacaklardır. Hz. Musa devrinin münafıkları, Hz. İbrahim devrinin münafıkları, peygamber efendimiz devrinin münafıkları, Mehdi devrinin münafıkları hepsi bir araya getirilecek yerin en alt tabakasına cehennemim en alt tabakasına indirileceklerdir. Burada hiç beklemedikleri kadar zorlu ve ıstıraplı bir hayatla tanışacaklardır. Bu kapkaranlık, izbe, kirli, magmanın ateşinin pis kokusunun duyulduğu ve sürekli ateşin olduğu yere sonsuza kadar atılacaklardır. Burada çekecekleri en büyük azaplardan biri de cennette sonsuz nimetler içinde yaşayan Müslümanları her gün seyredip sonsuz bir pişmanlık duymaları olacaktır.

(Allah) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar." (Mü'minun Suresi, 40)

Kaynak: http://www.munafikkarakteri.com/


Yazılarımla birlikte çok farklı konularda hazırladığım çok güzel galerilerimi mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Ayrıca http://blog.milliyet.com.tr/Arsiv.aspx?UyeNo=1589933&KategoriNo=66 sayfamda Kitap bölümüne açtığım kitapların hepsini ismini yazarak ücretsiz internetten okuyabilirsiniz.

Sadece ''Müslümanım'' demek yetmez



Çoğu insan sedece iman edip bir köşeye çekilmenin yeterli olduğunu düşünüyor, sorduğunuzda Allah’a inandığını söylüyor, ibadetlerini yapıyor ama tüm hayatı boyunca işine gücüne bakıyor. Ticaretle ilgileniyor, ailesiyle ilgileniyor, sonuçta iman etmeyenlerden farkı ibadetleri yerine getirmesi oluyor. Hâlbuki gerçekten iman etmek tam anlamıyla Allah için yaşamaktır. Böyle bir dönemde adeta sahabe ahlakı göstermek, varını yoğunu Allah yolunda harcamak, insanları büyük bir gayretle ve şevkle İslam’a davet etmek gerekir.

İnsanlara iyi olanı emretmek ve onları kötü tavırlardan sakındırmak her Müslüman’ın sorumluluğudur. Doğruyu ve hakkı bilen herkes, diğer insanlara bildiklerini, Kuran’ın hükümlerini anlatmakla yükümlüdür. Bu nedenle dini anlatmak ve insanları Allah'a imana davet etmek sadece elçilerin değil, iman eden her insanın yerine getirmesi gereken ibadetlerden biridir. Allah insanları dine davet ederek, onlara doğru yolu göstermenin, ahiret hayatındaki sonsuz kurtuluşun yolu olduğunu bildirmiştir:


Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)

Bir insanın sadece diliyle Müslüman olduğunu söylemesi tek başına yeterli değildir. Çünkü iman etmek, dil ile tasdik etmenin yanında Allah'ın emrettiği din ahlakını fiili olarak yaşamak ve yaşatmakla mümkün olur. Allah Kuran'da iman eden insanları şu özellikleriyle tarif etmiştir:

Din ahlakının yaşanması için çaba gösteren, gerektiğinde dinin menfaati için kendi çıkarlarından özveride bulunan, nefsinin bencil tutkularını yenen, başkalarının hatalarını bağışlayabilen, öfkesini tutup itidalli davranabilen, ihtiyaç içinde olsa bile başkaları için fedakârlıkta bulunabilen, malını Allah yolunda harcayan, sabreden, dinin yayılması için gece gündüz İslam'ı tebliğ eden, Allah'ı çok anan, ibadetlerini titizlikle yerine getiren, herhangi bir haksızlıkla karşılaştığında itidalini kaybetmeyen, adaletli ve bunun gibi daha pek çok konuda çaba harcayan kimseler...

Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra Suresi, 19)

Dikkat edilirse bütün bu sayıların hiçbirisi sadece sözle yerine getirilebilecek konular değildir. Yani insanın fiili bir çaba içinde olmadan, "ben çaba harcıyorum" demesinin bir anlamı olmaz. Ya da malını harcamadan, "ben malımı ihtiyaç olduğunda veririm" demesi yeterli olmaz. Bu nedenle "ben Müslümanım" demek belki iman etmenin ilk aşamasıdır, ancak gerçek iman ancak Allah'ın hükümlerini tümüyle yaşamakla mümkün olur. Kuran'da bu konu şöyle açıklanmıştır:

Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fussilet Suresi, 33)

Kendisinin çok samimi olduğunu düşünüp Allah yolunda hiç gayret etmeyen, dini anlatmayan, sessizce köşesine çekilip diğer Müsüman’ların mücadelesini izleyenler var. Böyle kişiler ahrette hiç ummadıkları bir karşılık alabilirler. Bu yüzden her Müslüman gerçekten çok samimi olmalı, sadece ve sadece Allah için yaşamalıdır.

Kaynak: http://www.imanisiteler.com/

Yazılarımla birlikte çok farklı konularda hazırladığım çok güzel galerilerimi mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Ayrıca http://blog.milliyet.com.tr/Arsiv.aspx?UyeNo=1589933&KategoriNo=66 sayfamda Kitap bölümüne açtığım kitapların hepsini ismini yazarak ücretsiz internetten okuyabilirsiniz.

Evrimin Moleküler Açmazı – Video



Bugün blog yazarlarıyla evrim teorisinin moleküler anlamda nasıl çöktüğünü anlatan bir video paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz evrim teorisi ile ilgili yapılan programlarda evrimciler bir türlü evrimin nasıl oluştuğunu açıklayamıyorlar. Tek bir hücrenin tesadüfen meydana geldiğini, daha sonra bunu diğer hücrelerin takip ettiğini ve canlılığın böyle tesadüfler zinciri sonucunda oluştuğunu ileri sürüyorlar. Oysa 21. Yüzyıl bilimiyle daha tek bir hücreyi bile tesadüfle oluşturamadılar. Yaptıkları araştırmalar sonucunda sadece hücrenin ne kadar kompleks bir yapıya sahip olduğunu gördüler. Öncelikle videoyu bu linkten seyredebilirsiniz: http://www.dailymotion.com/video/x2qox0_evrymyn-molekuler-acmazi1-hucrenyn_creation

Rus evrimci Alexander I. Oparin evrim teorisinin daha hücrenin oluşumunda çöktüğünü şöyle açıklar: Maalesef hücrenin meydana gelişi evrim teorisinin tümünü içine alan en karanlık noktayı oluşturmaktadır.

Evrim teorisinin çöküşünü belgeleyen videoları sizlerle paylaşmaya devam edeceğim, böylelikle 21. yüzyıl bilimi ile evrim teorisinin nasıl hiçbir delili olmadığını, milyonlarca fosilin yaratılışı ispat ettiğini herkese göstermek istiyorum.

Kaynak: http://www.evrimteorisi.info/

Siirtte bebeklere tecavüz terörü bize hala bir şey anlatmıyor mu?



Türkiye Siirt’te yaşanan tecavüz haberi ile çalkalanırken dün bu sefer daha da dehşetli bir haber geldi. Bu sefer 8 ilkokul öğrencisi 2 yaşında ve 3 yaşında çocuğa tecavüz edip derede boğmaya çalıştılar. Yine aynı öğrenciler 15 yaşındaki genç bir kızın uygunsuz fotoğraflarını çekip onu tehdit ederek kendilerine küçük çocuk getirmesini istediler! Düşünebiliyor musunuz daha ilkokul öğrencisi olan bu çocuklar uygunsuz fotoğraf çekip bir kıza şantaj yapabiliyorlar, küçücük bir çocuğa hep birlikte tecavüz edebiliyorlar sonra da bu zavallı çocuğu hep birlikte derede boğabiliyorlar ve ertesi gün tekrar aynı vahşeti yapmak için yeni bir hedef arıyorlar! Ve içlerinden birinin bile vicdanı sızlamıyor!

Şimdi Türkiye şok olmuş bir şekilde yaşanan bu vahşeti seyrediyor ve bütün bunların nasıl yaşandığına şaşırıyor. Peki neden şaşırıyor? Neden şimdi “nasıl tedbir alalım” diye düşünüyor? Neden şimdi “bu çocukları nasıl topluma kazandırırız” diye düşünüyor? Artık iş işten geçmedi mi? Artık karşınızda bir insan yok ki, adeta canavarlaşmış bir beden var, hayvandan farkı olmayan, tamamen dürtülerle hareket eden, içinde hiçbir vicdan kıpırtısı olmayan. Bu çocuklar tam anlamıyla maneviyattan, Allah korkusundan, Kuran’dan habersiz yetiştirilmiyorlar mı? Daha küçük yaştayken bu küçük çocuklara güzel ahlak, sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, ahiret inancı öğretiliyor mu? Hiçbir şey öğretmediğiniz, tam anlamıyla materyalist yetiştirdiğiniz çocukların nasıl olmasını, nasıl davranmasını bekliyorsunuz? İşte kimi böyle canavarlaşıyor, kimi son derece acımasız sadece kendisini düşünen bir insana dönüşüyor, “benden başka bütün dünya yansın umurumda değil” diyor, kimi yerde yatan bir insan gördüğünde üzerinden atlayıp geçiyor, kimi çekip tüm ailesini vuruyor, katlediyor. Türkiye’de bunlarla karşılaştığı zaman şaşırıp duruyor. Söylediğim gibi ne bekliyorsunuz ki, bir çocuğa nasıl bir eğitim nasıl bir ahlak anlayışı verdiniz ki şimdi şaşırıp duruyorsunuz?

Daha önceki yazılarımda bütün bunların çözümünün Doğu Anadolu’da maneviyatı arttıracak yoğun bir program yapılması olduğunu yazmıştım. Bunun için öncelikle TRT Şeş kanalında dini eğitim veren, Kuran ahlakının anlatıldığı çok hikmetli ve güzel programlar hazırlanabilir. Burada çok değerli profesörler, din âlimleri konuşabilir, halkı bilinçlendirebilir. Halkımıza yine maneviyatlarını arttırmaları için ücretsiz kitaplar dağıtılabilir, ücretsiz konferanslar düzenlenebilir. Oradaki insanlar materyalist zihniyetten biran önce kurtarılmalı, dine, imana ve güzel ahlaka döndürülmelidir. Ard arda yaşanan vahşetlerin tek çözümü budur. Bu yapılmadığı takdirde Türkiye yaşanacak olan yeni saldırılara hazırlıklı olmalı ve hiçbir şekilde şaşırmamalıdır. Ancak bir toplumu küçük yaşta Kuran ahlakıyla, imanla, Allah korkusuyla, ahiret inancıyla yetiştirirseniz o zaman o insanın vicdanlı, güzel ahlaklı ve dürüst olmasını bekleyebilirsiniz. Aksi taktirde Allah’tan habersiz, tam anlamıyla materyalist, çıkarcı, zorba ve insanlıktan çıkmış bir toplumda yaşamak durumda kalırsınız ve her gün birbirinden dehşet verici olaylara işte böyle şahit olursunuz.

http://www.kuranahlaki.com/

Yazılarımla birlikte çok farklı konularda hazırladığım çok güzel galerilerimi mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Ayrıca http://blog.milliyet.com.tr/Arsiv.aspx?UyeNo=1589933&KategoriNo=66 sayfamda Kitap bölümüne açtığım kitapların hepsini ismini yazarak ücretsiz internetten okuyabilirsiniz.

Bediüzzaman Risalelerde Mehdi’nin şahıs olarak geleceğini 63 kere söylüyor



Üstadın, Risale-i Nur Külliyatı'nda 63 defa Hz. Mehdi'nin bir şahıs, bir zat, bir insan olarak geleceğini ifade etmesine rağmen bazı Nur talebesi kardeşlerimiz Hz. Mehdi’nin bir şahıs olarak geleceğini kabul etmek istemiyorlar. Kimi Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi olduğunu söylüyor, kimi Hz. Mehdi’nin şahsı manevi olduğunu söylüyor. Oysa Bediüzzaman Risalelerde ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi’den çok detaylı bahsetmiştir. Bu kişi Hz. İsa ile birlikte tüm dünyaya İslam’ı hâkim edecektir. Sait Nursi bu kişinin Risalelerden yararlanacağını, materyalizmi tam anlamıyla çökerteceğini de bildirmiştir. Bediüzzaman Hz. Mehdi olmadığını bizzat kendisi ifade etmiş, talebelerinden Seyyid Salih Özcan’a “Keçeli, Keçeli, ben görmeyeceğim ama sen Hz. Mehdi’yi göreceksin” demiştir.

Sait Nursi Barla Lahikasın’da ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi’nin bir neferi olduğunu söylemiştir. Yine ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi’den “acip şahıs” diye şöyle bahsetmiştir.

Senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin fevkinde olarak, kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem, hiçbir cihette liyakatim yoktur. FAKAT O İLERİDE GELECEK ACİP ŞAHSIN (12. TEKRAR) BİR HİZMETKÂRI VE ONA (13. TEKRAR) YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDÂRI VE O BÜYÜK KUMANDANIN (14. TEKRAR) PÎŞDÂR BİR NEFERİ OLDUĞUMU ZANNEDİYORUM. Ve ondadır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın. (Barla Lahikası, sf. 162)

Bediüzzaman yine Mektubat isimli eserinde Kutb-u Azam olarak bir zatın yani Hz. Mehdi’nin geleceğini şöyle ifade etmiştir:

AHİR ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA, ELBETTE EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (15. TEKRAR), HEM EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (16. TEKRAR), HEM HAKİM (17. TEKRAR), HEM MEHDİ (18. TEKRAR), HEM MÜRŞİD (19. TEKRAR), HEM KUTB-U AZAM (20. TEKRAR) OLARAK BİR ZAT-İ NURANİYİ (21. TEKRAR) GÖNDERECEK VE O ZAT (22. TEKRAR) DA, EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN OLACAKTIR. (Mektubat, 425-426)

Nur Talebesi kardeşlerimiz Bediüzzaman’ın eserlerini incelediklerinde tam 63 yerde Hz. Mehdi’den bahsedildiğini göreceklerdir. Böyle önemli bir gerçeği tüm Müslüman kardeşlerimizin kabul etmesi ve birbirlerine bu konuda destek olmaları, birlik olmaları gerekmektedir. İslam şu ana kadar tüm dünyaya hâkim olmadığına göre Bediüzzaman’ın söylediği gibi bu şerefli görevi Hz. Mehdi ve Hz. İsa birlikte yerine getireceklerdir. Bu gerçekleri şimdi kabul etmek istemeyenler Hz. Mehdi’yi ve Hz. İsa’yı karşılarında gördüklerinde hiçbir açıklama getiremeyecekler. Bu yüzden bize düşen tüm Müslüman kardeşlerimizi bu hakikatler ile ilgili bilgilendirmek ve gerçekleri mutlaka görmelerini sağlamaktır.

Kaynak: kutubisittedemehdiveisa.com

Kehf Suresinden Ahir Zamana İşaretler – E Book



Bildiğiniz gibi Kuran’da geleceğe dair işaretler ve üzerinde düşünülmesi gereken birçok sır yer alıyor. Bu sırlardan bazıları da Kefh Suresinde gizlenmiş. Kefh Suresi’nde aynı zamanda ahir zamanda yaşanacak olaylardan bahsediliyor. Bu mükemmel kitabı internete ismini yazarak hiçbir ücret ödemeden okuyabilirsiniz. Kitabı okuduğunuzda Kefh suresinde yer alan sırları öğrenecek ve gerçekten çok şaşıracaksınız.

Kehf Suresi'nde, ahir zamanda çıkacak olan Deccal'den ve onun yeryüzüne yaymak istediği dinsizlik akımlarından korunmak ve insanlığa bela getirecek olan bu fitneye karşı mücadele edebilmek için gerekli işaretler, ayrıca Müslümanların alması gereken derslerde bulunuyor.

Kitapta yer alan bazı bölümler şunlar: Giriş, Kefh Suresinden Ahir Zamana İşaretler. Bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Kuran’ın sırlarını öğrenebilmeniz için çok güzel hazırlanmış bir eser.

Yazılarımla birlikte çok farklı konularda hazırladığım çok güzel galerilerimi mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Ayrıca http://blog.milliyet.com.tr/Arsiv.aspx?UyeNo=1589933&KategoriNo=66 sayfamda Kitap bölümüne açtığım kitapların hepsini ismini yazarak ücretsiz internetten okuyabilirsiniz.

Tüm Türkiye’de neden fosil sergileri yapılmasın?



Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıllarda tüm Türkiye çapında yaratılışçılar tarafından fosil sergileri düzenlendi. Konferans salonlarında, metrolarda, restaurantlarda, caddelerde, alışveriş merkezlerinde kısaca her yerde fosil sergisi ile karşılaşabiliyorduk. Üstelik bu fosil sergileri son derece profesyonel hazırlanmıştı. Çok kaliteli afişler ve hiç değişmeyen milyonlarca yıllık fosiller özel camekânlı kutularda sergileniyordu. Böylece insanlar hayvanların ve bitkilerin milyonlarca yıl geçmesine rağmen hiç değişmediğine kendi gözleriyle şahit oluyorlardı. Hatta çok dikkatimi çeken bir diğer uygulama ise milyonlarca yıllık fosil ile günümüzde yaşayan canlı halinin yan yana sergilenmesiydi. Mesela milyonlarca yıllık bir kaplumbağa fosilinin yanına günümüzde yaşayan ve canlı örneği yan yana konmuştu, böylece insanlar canlıların hiç değişmediğini, yani evrim geçirmediklerini gözleriyle görüyor ve aynı zamanda evrime inanmadıklarını ifade ediyorlardı.

Söylediğim gibi bu fosil sergileri sadece İstanbul’da değil tüm Türkiye’de gerçekleştirildi ve binlerce insan tarafından ziyaret edildi. Fakat şimdi duyduğum kadarıyla fosil sergisi açmak iyice zorlaşmış. Bunun nedeni de evrimcilerden gelen tepkilermiş. İşte ben böyle bir uygulamayı gerçekten anlayamıyorum. Eğer evrimcilerde kendilerine güveniyorlarsa onlarda sergi açsınlar, hatta Taksim Meydanı’nda düzenlesinler ve söyledikleri gibi yüzlerce ara formu her yerde sergilesinler. Biliyorsunuz evrim teorisine göre canlılar birbirine dönüşürken fosil katmanları arasında binlerce ara form olmalı. Kolları yarı gelişmiş, bacakları yarı gelişmiş, güya balıktan sürüngene dönüşmek üzere, güya sürüngenden kuşa dönüşmek üzere son derece ucubik, yamuk yumuk canlı fosilleri bulunmalı. Fakat yok, hem de bir tane bile yok! Bu yüzden de evrimciler tek bir ara fosil gösteremiyorlar. Bulunan fosil kayıtlarının hepsi son derece düzgün ve mükemmel yaratılmış canlılara ait.

Darwin’de yeryüzü katmanlarında neden böyle ara geçiş formlarının bulunmadığına hayret ediyor ve bu hayretini şöyle dile getiriyor:

Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır. Charles Darwin, The Origin of Species, s. 172, 280

21. Yüzyıl Türkiye’si son derece demokratik olmalı, kişilerin hak ve özgürlükleri hiçbir şekilde kısıtlanmamalı. Avrupa Birliği’ne girme düşüncesinde olan Türkiye’nin her bireyi bütün düşüncelerini özgürce ifade edebilmeli, kitap yazabilmeli, sergi düzenleyebilmeli. Ve diğer insanlarda bu yazıları, kitapları okuyabilmeli, televizyon programlarını seyredebilmeli, sergileri gezebilmeli ve daha sonra da özgürce düşüncelerini açıklayabilmeli. Hiçbir konuda asla baskı ortamı oluşturulmamalı, herkes istediği görüşe inanmalı. Ancak bu şekilde demokratik bir ülkeye sahip olabiliriz, baskıyla, yasaklamayla, zorlaştırmalarla hiçbir yere varamayız. Hiçbir yere varamadığımız gibi insanların gerçekleri görmesini de engelleyemeyiz…

Bu yazıma canlıların nasıl hiç değişmediğini gösteren milyonlarca yıllık fosil resimleri ekleyeceğim, bu galeriyi de ziyaret edebilirsiniz.

Kaynak: www.evrimteorisi.info

Yazılarımla birlikte çok farklı konularda hazırladığım çok güzel galerilerimi mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Ayrıca http://blog.milliyet.com.tr/Arsiv.aspx?UyeNo=1589933&KategoriNo=66 sayfamda Kitap bölümüne açtığım kitapların hepsini ismini yazarak ücretsiz internetten okuyabilirsiniz.