2 Nisan 2010 Cuma

Her an her saniye dünyada neler yaşandığının farkında mısınız?



Bir saniye içinde dünyada ve vücudumuzda neler oluyor farkında mısınız, bir saniye içinde:

Gözünüzde yaklaşık yüz milyar işlem yapıldı;

Vücudunuzda 8 milyon hücre öldü;

Ölen hücrelerin yerine 8 milyon yeni hücre yaratıldı;

Her hücre ortalama 2000 protein oluşturdu;

Vücudunuzda 2, 5 milyondan fazla alyuvar hücresi üretildi;

Kalbiniz 83 cm3 kan pompaladı;

Anne karnındaki bir ceninde 5000 tane sinir hücresi üretildi;

Ay'dan yola çıkan ışık gözünüze ulaştı;

Güneş'ten gelen her bir foton 300.000 km yol katetti;

Yağmurlarla yeryüzüne 16 milyon ton su indi;

Yeryüzünde 100 şimşek çaktı;

4 bebek dünyaya geldi;...

Acaba kendi içinizde ve etrafınızda, her an her saniye gerçekleşen bu olayların ne kadar farkındasınız? Dahası bu olayların her birinin gerçekte çok büyük birer mucize olduğunu biliyor musunuz? Günlük hayatın yoğun temposuna dalan insanların büyük çoğunluğu, gerçekte ne kadar mükemmel bir sistemin içerisinde yaşadığından habersizler. Kendi yaşamının, binlerce farklı olayın belirli bir düzen içerisinde işlemesine bağlı olduğunu dahi fark edemezler.

Oysa, hem kendisinin hem de evrendeki canlı cansız tüm varlıkların ayakta kalmaları, muhteşem bir sistemin, hassas ve kusursuz bir biçimde işlemesiyle mümkün oluyor. Bu muhteşem sistemin sayısız halkalarından her biri diğerleriyle mükemmel bir uyum ve bağlantı halinde işliyor. Bu halkalardan yalnızca bir tanesi bile olmasa veya işleyişinde bir problem olsa insanın hayal bile edemeyeceği aksaklıklar meydana gelir. Belki de bu durum dünyadaki canlılığın tamamen yok olmasına neden olabilir.

Dünyamız bildiğimiz ve bilmediğimiz bir çok hassas dengenin hiç bozulmadan korunması sayesinde varlığını sürdürür. Evrenin genişleme hızı ve kütlesi, galaksilerin ve bu galaksilerde bulunan yıldız ve gezegenlerin dönüş hızları, yoğunlukları, sıcaklıkları bu dengelerden bazılarıdır.

Her sabah güneş doğar, her akşam batar. Her yıl büyük bir düzen içinde dört mevsim oluşur.

Tonlarca su gökyüzüne yükselir, sonra yağmur olarak yağar. Allah insanın haberi dahi olmadan yeryüzündeki sayısız dengeyi her an her saniye korur. Fakat insanlar bütün bu düzenin Allah tarafından korunduğundan ve her saniye kontrol altında tutulduğundan habersizler.

Allah her gün toprağın içinden milyarlarca tohumu filizlendirir, onlardan meyveler ve sebzeler var eder, aynı anda dünyanın her yerinde milyarlarca canlıya rızık verir, hayatımızı devam ettirmemize olanak sağlayan tüm sistemleri bir düzen içinde ayakta tutar. O, gökleri ve yeri kontrol altında tutmakta, yeryüzündeki tüm canlıları bildikleri veya bilmedikleri büyük tehlikelere karşı her an korumaktadır. Tüm bunlarda düşünen insanlar için ibretler bulunduğunu Allah bir ayetinde şöyle haber vermektedir:

Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)

Her Saniye Korunan Dünya

Siz sakin sakin koltuğunuzda otururken atmosferin üst tabakalarında bir meteor bombardımanı yaşandığını biliyor muydunuz? Her ne kadar farkında olunmasa da dünyayı çevreleyen atmosfer sayesinde her an büyük felaketlerden korunuyoruz. Saniyede ortalama 40 kilometre hızla dünyaya yönelen meteorlar atmosfere girdikten sonra sürtünme etkisiyle yanmaya başlar. Bu ‘kozmik bombalar’ doğal bir kalkan görevi yapan atmosfer sayesinde bize ulaşmadan eritilir. İstatistiklere göre yılda ortalama 50.000 meteor atmosfer tarafından bu şekilde zararsız hale getirilir.

Fakat esas büyük tehlikeyi ise dev göktaşları oluşturur. Bunlardan herhangi birinin dünyaya düşmesi durumunda büyük bir felaket yaşanabilir. Örneğin 20. yy başında Sibirya’da Tungska’ya düşen ve 60 km. çapında olduğu tahmin edilen göktaşı 2000 kilometrekarelik ormanı yok etmiş ve Hiroşima’ya atılan bombanın 1000 katı büyüklüğünde bir patlamaya neden olmuştur. Bundan çok daha büyük bir göktaşının verebileceği zararı ise tahmin etmek güç olmayacaktır. Ancak Allah rahmetiyle bizleri bu gibi tehlikelerden koruyor. Her yıl Dünyamız'a yönelen 10.000 tondan fazla göktaşı, atmosfere girdiğinde sürtünmenin etkisiyle erimekte ve bu sayede Dünya'daki canlılar için hayati tehlike oluşmamaktadır.

Kuşkusuz bu, Allah’ın ‘Rahman’ ve ‘Rahim’ sıfatlarının bir tecellisidir.

Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 32)


Dünya'nın merkezine doğru inildikçe ısı, her kilometrede 30°C (derece) artar ve çekirdekte bu ısı 4500°C gibi muazzam bir sıcaklığa erişir. Yerin sadece 1 km. aşağısındaki sıcaklığın bile 60°C'ye yakın olduğu düşünüldüğünde bunun ne kadar büyük bir tehlike olduğu açıkça görülmektedir. Halbuki tüm canlılar büyük bir güvenlik içinde, altlarında kaynayan magmadan habersizce yaşamlarını sürdürmektedirler.

Açıkça görüldüğü gibi Allah, içinde bir ateş topu barındıran Dünya'nın yüzeyinde canlılık için elverişli, mükemmel bir düzen yaratmıştır.

Sürekli Korunan Gizli Denge

Güneş Sistemi'nin yapısını incelediğimizde, her detayda çok hassas bir denge ve ince bir ayar ile karşılaşıyoruz. Örneğin gezegenleri dondurucu soğukluktaki dış uzaya savrulmaktan koruyan etken, Güneş'in "çekim gücü" ile gezegenlerin "merkez-kaç kuvveti" arasındaki dengedir. Güneş sahip olduğu büyük çekim gücü nedeniyle tüm gezegenleri kendine çeker. Onlar da dönmelerinin verdiği merkez-kaç kuvveti sayesinde bu çekimden kurtulurlar. Ama eğer gezegenlerin dönüş hızları biraz daha yavaş olsaydı, o zaman bu gezegenler hızla Güneş'e doğru çekilirler ve sonunda Güneş tarafından büyük bir patlamayla yutulurlardı.

Tabii ki bunun tersi de mümkün olabilirdi. Eğer gezegenler daha hızlı dönseler, bu defa da Güneş'in gücü onları tutmaya yetmeyecek ve gezegenler dış uzaya savrulacaklardı. Oysa çok hassas olan bu denge her an her saniye kusursuz bir biçimde işlemektedir. Ayrıca söz konusu dengenin her gezegen için ayrı ayrı kurulmuş olduğuna da dikkat etmek gerekir. Çünkü gezegenlerin Güneş'e olan uzaklıkları çok farklıdır. Dahası, kütleleri çok farklıdır. Bu nedenle, hepsinin ayrı dönüş hızları vardır. Ancak tüm bu ayrıntılar, yaşanan kusursuz düzende herhangi bir aksaklığa yol açmaz.

Güneş Sistemi'nin yapısı hakkında önemli keşiflerde bulunan ve "yaşamış en büyük bilim adamı" sayılan Isaac Newton şöyle yazmıştır:

"Güneş'ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem, sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık'ın amacından ve hakimiyetinden kaynaklanabilir... O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O'na, "Üstün Kuvvet Sahibi Rab" denir." (Michael A. Corey, God and the New Cosmology: The Anthropic Design Argument, Maryland: Rowman & Littlefield Publishers, Inc., 1993, s. 259)

Dünya'nın Güneş Sistemi içindeki yeri de, yine kusursuz bir yaratılışın varlığını gösteriyor. Her bir gezegen, her bir sistem birbirini tamamlayıcı bir görev üstlenmiştir. Örneğin son astronomik bulgular, sistemdeki diğer gezegenlerin varlığının, Dünya'nın güvenliği ve yörüngesi için büyük önem taşıdığını göstermiştir. Jüpiter'in konumu buna bir örnektir. Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni olan Jüpiter, varlığıyla Dünya'nın dengesini sağlamaktadır.

Astrofizik hesaplamalar, Jüpiter'in bulunduğu yörüngedeki varlığının, Dünya gibi diğer gezegenlerin yörüngelerinin istikrarlı olmasını sağladığını ortaya çıkarmıştır. Jüpiter'in Dünya'yı koruyucu ikinci bir işlevini ise, gezegen bilimci George Wetherill "Jüpiter Ne Kadar Özel?" adlı bir makalede şöyle açıklar:

Jüpiter'in bulunduğu yerde eğer bu büyüklükte bir gezegen var olmasaydı, Dünya, gezegenler arası boşlukta gezinen meteorlara ve kuyrukluyıldızlara yaklaşık bin kat daha fazla hedef olurdu... Eğer Jüpiter olduğu yerde olmasaydı, şu anda biz de Güneş Sistemi'nin kökenini araştırmak için var olamazdık. (G. W. Wetherill, "How Special is Jupiter?", Nature, vol. 373, 1995, s. 470)

Dünya canlıların, özellikle de insan gibi son derece kompleks canlı varlıkların, yaşayabilecekleri bir ısı değerine ve soluyabilecekleri bir atmosfere sahiptir. Evrendeki dev ısı yelpazesi içinde canlı yaşamına izin veren ısı aralığı, çok dar bir aralıktır. İşte dünya, tam bu ısı aralığı içinde yer alır. Bu ideal ısı değerinin sağlanmasında pek çok etken rol alır.

Bunlardan biri Dünya ile Güneş arasındaki mesafedir.

Elbette ki Dünya Güneş'e Venüs kadar yakın ya da Jüpiter kadar uzak olsaydı, yaşama imkan verecek bir ısı değerine sahip olamazdı. Bu ısı aralığının korunması, Güneş ile Dünya arasındaki mesafe kadar, Güneş'in yaydığı ısı enerjisi ile de yakından ilişkilidir. Hesaplara göre Dünya'ya ulaşan Güneş enerjisindeki %10'luk bir azalma yeryüzünün metrelerce kalınlıkta bir buzul tabakası ile örtülmesiyle sonuçlanacaktır. Enerjinin biraz artması halinde ise tüm canlılar kavrularak öleceklerdir. Oysa bunlardan hiçbiri gerçekleşmez Dünya'nın ısısı canlıların yaşamasına elverecek şekilde sabit kalır. Dünya'nın kendi etrafındaki yüksek dönüş hızı da bu ısının dengeli dağılımına yardımcı olur. Dünya sadece 24 saatlik bir süre içinde kendi etrafını dolaşır ve bu sayede geceler ve gündüzler kısa sürer. Kısa sürdükleri için de gece ile gündüz arasındaki ısı farkı çok azdır. Bu dengenin önemi, bir günü bir yılından daha uzun süren ve bu yüzden gece-gündüz arasındaki ısı farkı 1000°C'yi bulan Merkür ile karşılaştırıldığında açıkça görülebilir.

Buraya kadar bahsettiklerim, Dünya'daki yaşam için gerekli olan dengelerin sadece bir kısmıdır. İncelemeyi sürdürdüğümüzde ise, neredeyse bitmeyecekmiş gibi duran çok daha büyük bir liste karşımıza çıkıyor.

Yaşam İçin Gerekli Dengeler Listesi:

Ay ile Dünya Arasındaki Çekim Etkisi;

— Eğer daha fazla olsaydı: Ay'ın şiddetli çekiminin, atmosfer şartları, Dünya'nın kendi eksenindeki dönüş hızı ve okyanuslardaki gelgitler üzerinde çok sert etkileri olurdu.

— Eğer daha az olsaydı: Şiddetli iklim değişikliklerine neden olurdu.

Dünya'nın Manyetik Alanı;

— Eğer daha güçlü olsaydı: Çok sert elektromanyetik fırtınalar olurdu.

— Eğer daha zayıf olsaydı: Güneş Rüzgarı denilen ve Güneş'ten fırlatılan zararlı partiküllere karşı Dünya'nın koruması kalkardı. Her iki durumda da yaşam imkansız olurdu.

Dünya'nın büyüklüğü

— Daha küçük olsa yerçekimi çok zayıflayacak ve atmosferi Dünya'nın etrafında tutamayacaktı,

— Daha büyük olsaydı bu kez de yerçekimi çok artacak ve bazı zehirli gazları da tutarak atmosferi öldürücü hale getirecekti.

Ozon Tabakasının Kalınlığı

- Eğer daha fazla olsaydı: Yeryüzünün ısısı çok düşerdi.

— Eğer daha az olsaydı: Yeryüzü aşırı ısınır, Güneş'ten gelen zararlı ultraviole ışınlarına karşı bir koruma kalmazdı.

Sismik (Deprem) Hareketleri

— Eğer daha fazla olsaydı: Canlılar için sürekli bir yıkım olurdu.

— Eğer daha az olsaydı: Okyanus zeminindeki besinler suya karışmaz, okyanus ve deniz yaşamı dolayısıyla bütün Dünya canlıları olumsuz etkilenirdi.

Gördüğünüz gibi bu liste böylece uzayıp gidiyor. Ben insanların günlük işlerle, dizilerle, televizyon programlarıyla oyalanmak yerine çevrelerinde gerçekleşen bu müthiş olayları düşünmelerini ve bütün bu düzeni kuran Allah’ı fark etmelerini istiyorum. Mutlaka bu mükemmel düzenin boş yere yaratılmadığını düşünüp akletmek gerekiyor.

Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Neml Suresi, 61)

Kaynak: http://www.ilmimercek.net/

Türk İslam Birliği pratikte uygulanabilecek mi?



Uzun süredir Türk İslam Birliği ile ilgili yazılar yazıyorum, gelişmeleri yurt içinde ve yurt dışında basında bu konu ile ilgili yapılan haberleri sizlere aktarıyorum. Fakat bazı insanların kafalarında Türk İslam Birliği ile ilgili birtakım sorular var, bu birlik nasıl kurulacak, kimler üye olacak, Türkiye nasıl lider olacak, nasıl gelişmeler yaşanıyor, diğer Müslüman ülkeler Türkiye’nin liderliğini nasıl kabul edecekler… Şimdi bu soruların cevaplarını vererek insanların Türk İslam Birliği ile ilgili gerçekleri daha net görmelerini sağlamak istiyorum:

Türk İslam Birliği pratikte nasıl uygulanacak?

Türk İslam Birliği tabii ki patrikte uygulanacak, bütün devletler Türkiye liderliğinde birleşecekler. Elbette, bu bir gönül birliği, sevgi birliği, tüm devletlerin kendi yapılarını muhafaza ettikleri, ancak ortak ülküye, ortak geleceğe sahip oldukları siyasi, askeri ve kültürel bir birlik olacak. Türk İslam aleminin birlik olmaması için hiçbir sebep yok, buna engel de yok. Türk İslam Birliği'nin oluşması için tüm Türk İslam alemi can atıyor. Yaşanan gelişmelerde biz bunu açıkça görüyoruz. Üstelik sadece Türk ve İslam dünyasına değil, Rusya'ya, ABD'ye, Avrupa Birliği'ne, Çin'e, İsrail'e kısaca her ülkeye ve topluma güzellik sağlayacak bir birlik olduğu için, herkes tarafından istenecek bir birlik. Avrupa Birliği oluyor da Türk İslam Birliği neden olmasın? Avrupa halkları farklı dilleri konuşmalarına, farklı kültürlere sahip olmalarına rağmen birleşiyorlar ve ortak hareket ediyorlar. Türk İslam aleminin birleşmesi çok daha kolay. Dilimiz bir, dinimiz bir, geleneğimiz, kültürümüz bir. Bizim birleşmemizden daha doğal birşey olamaz. Garip ve zor olan ayrı olmamız, kolay ve olması gereken ise birlik olmamız.

Türk İslam Birliği’ni kurmak için kim çalışıyor?

Son dönemlerde yaşanan gelişmelere bakıldığında tüm Türk İslam ülkelerinin birlik istediğini açıkça görüyoruz. Türk Hükümeti bu konuda çok önemli adımlar atıyor. Azerilere baktığımızda buna çok istekli olduklarını görüyoruz. Suriyeliler, Iraklılar, Filistinliler birlik olalım diye haykırıyorlar adeta. Bugün Azerbaycan'a resmi olarak teklif yapılsa, Suriye'ye teklifte bulunulsa 24 saat dahi beklemez, hemen kabul ederler. Diğer İslam ülkeleri de aynı şekilde Türkiye’den başka bu birliğin başına geçecek başka lider bir ülke olmadığını söylüyorlar.

Türk İslam Birliği için bir gelişme var mı?

Tabi ki Türk İslam Birliği için çok çok güzel gelişmeler yaşanıyor. Kafkas Birliği'nin oluşturulması için başlatılan girişimler, demiryolu projeleri, petrol/doğal gaz boru hatları projeleri, Türk Parlamentosunun biraraya gelmesi, Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye arasında dostluk ortamı oluşması, başta Suriye olmak üzere komşu ülkelerden sınırları kaldıralım seslerinin yükselmesi, Türkiye'nin dış politikada aktifliğinin artması ve tüm komşu ülkelerde Türkiye'nin öncülüğünün sevgiyle kabul edilmesi, pek çok alim ve fikir adamının birlik olmanın önemini daha sık gündeme getirmeye başlamaları, İslam alemindeki pek çok gazete ve dergide birlik olmanın öneminin daha sık vurgulanmaya başlanması bu güzel gelişmelerden sadece birkaçı.

Türk hükümeti Türk İslam Birliği ile nasıl ilgileniyor?

Türkiye çok güzel çalışmalar yapıyor son dönemlerde. Gazze işgal ediliyor ilk el atan Türkiye oluyor. Türkiye hemen İslam alemine birlik çağrısı yaptı. Nitekim ateşkesin sağlanmasında da Türkiye'nin aktif rolü olduğunu herkes kabul ediyor. Gürcistan'da çatışmalar başladı ilk yardıma koşan Türkiye oldu, Kafkas Birliği projesi hemen devreye girdi. Suriye ile İsrail'i masaya oturtan ülke yine Türkiye oldu. Afganistan ile Pakistan'ı İstanbul'da biraraya getiren, iki ülkenin başkanına el sıkıştıran yine Türkiye oldu. İran ABD ile bazı ön görüşmelerini Ankara'da Türkiye'nin arabuluculuğunda yaptı. Bunların hepsi bölgeye barışın gelmesi, İslam coğrafyasının huzur bulması, Müslümanların kuvvetlenmesi, güçlü bir Türk İslam Birliği'nin oluşturulmasının ön adımlarıdır.

Bu birliğin altında toplanacak olan ülkeler hangileridir?

Fas'tan Endonezya'ya kadar tüm Türk İslam ülkeleri Türk İslam Birliği'nin içinde yer alacaktır. Bununla birlikte İsrail, Ermenistan, Rusya, Gürcistan, Bulgaristan gibi diğer inanç ve yapıdaki ülkeleri de Türk İslam Birliği sevgi ve şefkatle kucaklayacaktır. Çin, ABD, Avrupa bu birliğin kurulmasıyla rahata kavuşacaktır. İsrail ve Filistin arasındaki tüm sorunlar Türk İslam Birliği ile sona erecek. Rusya büyük sıkıntılarla yüz yüze, bu sıkıntıların hepsini Türk İslam Birliği ortadan kaldıracak. Ermenistan orada sıkışıp kalmış durumda, yoklukla, ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Türk İslam Birliği, Ermenistan'ı aydınlığa çıkaracak. Gürcistan'ın güvenliğini Türk İslam Birliği sağlayacak. Kısaca Türk İslam Birliği sadece bu bölgenin değil, tüm dünyanın kurtuluşu olacak.

Diğer bütün Müslüman ülkeler Türkiye’nin İslam Birliğinin lideri olmasını kabul edecekler mi?

Türkiye'nin liderliğine itiraz edecek hiçbir Müslüman ülke olmaz. Zaten Müslüman ülkeler kendileri teklif ediyorlar Türkiye'ye öncü olmasını. Türkiye her zaman güvenilir ve samimi bir politika izliyor. Bu nedenle Müslüman ülkeler bir sorunları olduğunda Türkiye'nin arabulucu olmasını istiyorlar, Türkiye'nin sözüne güveniyorlar, Türk askerine güveniyorlar. Herkes görüyor ki Afganistan'da Türk askeri ne kadar seviliyor, Bosna'ya gittiler aynı şekilde coşkuyla karşılandılar. Filistin mesela Türk askeri gelsin, Türk askerini istiyoruz diyor. Türkiye'nin bu birliğin öncüsü olmasını savunmak, Türk Milleti'nin lider olacağını söylemek tabii ki ırki bir üstünlüğü savunmak anlamında değildir. Kastedilen ırk üstünlüğü değil ahlak üstünlüğüdür, tarihi tecrübedir. Türkiye sahip olduğu tarihi miras gereği bu sorumluluğu yerine getirmeye talip. Tarihi ve sosyolojik gerçekler Türkiye'yi doğal olarak lider yapıyor. Kuşkusuz liderlik, çile ehli olmayı gerektirir. Türkiye bu liderliğe talip olduğunda aslında çileye, zorluğa, hizmete talip olmuş oluyor.

Neden "Türk" İslam Birliği?

Türk devletlerinin hemen hepsi zaten Müslümandır. Türk İslam aleminin bir olması, bütün olarak hareket etmesi bir zarurettir. Türkiye Türklük alemini Müslüman alemiyle birleştirerek büyük bir güç meydana getirecektir. Türk ve Müslüman ülkeler ayrı ayrı gruplar altında değil, tek bir birliğin çatısı altında toplanmalıdır. O da Türk İslam Birliği olmalıdır. En mükemmel, en muhteşem, en güçlü, en inandırıcı, zemini oturmuş, herkesin kabul edeceği ve heryeri herkesi kapsayan, adil olan birlik budur.

Türk İslam Birliği’nin hedefleri ne olacak?

Herşeyden önce bu birlik Türk İslam dünyasına müthiş bir güç kazandıracaktır. Müslüman ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları çözüp İslam dünyasına sulh getirecek, öte yandan dünya genelinde çatışma ve savaşı kışkırtan her türlü hareketin karşısında yer alacak, savaşı körükleyen her türlü girişime karşı engelleyici bir güç olacaktır. Terör sorunu son bulacak, hammadde kaynaklarına ulaşım garanti altına alınacak, ekonomik ve sosyal düzen korunacak, kültürel çatışma tamamen ortadan kalkacaktır. Türk-İslam Birliği'nin öncülüğünde Müslüman toplumlar, insanların birbirlerinin görüşlerine saygı gösterdikleri, eşitlik, adalet ve hürriyetin egemen olduğu, zulüm ve haksızlığın tamamen ortadan kaldırıldığı toplumlar olacaktır. Ve İslam dünyası sadece Müslümanların huzurunu ve güvenliğini sağlamakla kalmayacak, dünyada kültür ve uygarlığın da önderi konumuna gelecektir. Ekonomide, siyasi alanda ve kültürel sahada Müslüman ülkeler arasında gerçekleştirilecek bir bütünlük, geri kalmış olanların hızla ilerlemesine, gerekli imkana ve alt yapıya sahip olanların bunları en verimli şekilde kullanabilmelerine olanak tanıyacaktır.

Ekonomik büyüme, bilim ve teknolojiye yapılacak yatırımları artıracaktır. Ekonominin gelişimi ile birlikte eğitim seviyesinde de doğal bir yükselme olacak, toplum çok yönlü gelişecektir. Oluşturulacak İslam ortak pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm Müslüman ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu, Müslüman ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır. Huzur ve güvenliğin sağlandığı, ekonomik sıkıntıların ortadan kaldırıldığı Türk-İslam dünyasında, eğitim, bilim ve kültüre ayrılan bütçe genişletilecek ve büyük bir kültürel atılım yaşanacaktır. Dostluk ve kardeşliğin yerleşmesi, bireylerin düşünmeye ve araştırmaya daha çok vakit ayırabilmelerine, bunu yaparken daha hür fikirli ve ileri görüşlü olabilmelerine zemin hazırlayacaktır. Kargaşa, yokluk ve sıkıntının giderildiği ortamlar yeni fikirlerin geliştirildiği, yeni ürünlerin ortaya çıkarıldığı, faydalı buluşların yapıldığı ve sürekli ilerlemenin yaşandığı ortamlardır. Müslüman dünyası da Türk-İslam Birliği'ni kurarak, bu ortamı meydana getirecektir.

Türk İslam Birliği Müslümanları biraraya getirmeyi nasıl sağlayacak?

Bu bir şevk işidir, coşkuyla, azimle gayret gerektirir. Türk İslam Birliği daha önce de belirttiğim gibi resmiyetle, soğuklukla sağlanamaz, samimiyetle, hoşgörüyle sağlanır. Bir yerde kargaşa çıktığında onu hemen durdurabilmek, bir ülkenin yardıma ihtiyacı olduğunda hemen imdadına koşmak, ekonomik kriz olduğunda elbirliğiyle çözüm oluşturmak coşku gerektirir, aşk gerektirir, azim gerektirir. Resmi toplantılarla, samimiyetten uzak üsluplarla bu konuda netice alınması ise çok zor olur. Bu yüzden devletlerle son derece sıcak ilişkiler kurulmalı samimiyet, sevgi, hoşgörü ön planda olmalıdır.

Filistin başta olmak üzere Türk İslam Birliği Ortadoğu’da barışı nasıl sağlayabilir?

Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim, Allah'ın Kuran'da Müslümanlara emri var: Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birlik olunması gerekiyor. Birlik olmak farzdır, ayrılmak, dağınık olmak gördüğünüz gibi Alalh’ın emrine uyulmadığı için felaketle sonuçlanıyor. Çözümü Kuran bize gösteriyor. Fakat Müslümanların bir kısmı bu çözümlerin üzerinde durmuyorlar. Bu çözümün üzerinde durmadıkları müddetçe bu belalar eksik olmaz. Kan İslam aleminde sel gibi akar ve çok büyük fitneler çıkar. Her türlü acıyı her türlü belayı yaşar Müslümanlar. Bunun tek çözümü, Türk İslam Birliğidir. Tabii ki Müslümanlara zorluklar karşısında feryat etmek, ağlamak yakışmaz. Müslümanların yapacağı Türk İslam Birliği’ni bir an önce oluşturup bu zulmü kökünden bitirmektir. Müslümanlar birlik olmazlarsa güçleri de olmaz. Bir insanın sağ kolunu koparmışsın, sol kolunun parmaklarını koparmışsın, bir gözünü almışsın, bir kulağı kapalı, bir ayağını kesmişsin bu bedene herkes saldırabilir. Ama iki kolu da kuvvetli ise iki gözü de görüyorsa yani bir bütünlük oluştuysa güç yetiremezsin. Bu bölünmüşlüğün, bu koparılmışlığın ortadan kalkması lazım. Müslüman alemi tek bir vücuttur. Gördüğünüz gibi 20-25 milyon mason ittifak ettikleri için, bölünmedikleri için bütün dünyayı esir almış durumdalar.Halbuki Müslümanlar ittifak etse, sayısı milyarları bulan Müslümanlar anında bu zulmü ve kargaşayı bitirirler.

Bu birlik, mezhep ayrılıklarının üstesinden gelebilecek mi?

Tabi ki Türk İslam Birliği mezhep ayrılıklarının da üstesinden gelecektir. Allah'ın izniyle Türk İslam Birliği oluşacak, Hz. Mehdi zuhur edecek ve her mezhepten Müslüman Hz. Mehdi'nin etrafında birleşecek. Mezheplerden kaynaklanan herhangi bir ayrılık, çatışma ve savaş kalmayacak. Bütün mezhepler birbirleriyle kardeştirler. Hepsi Allah'ı sever, peygamberimize bağlılar, hepsi Kuran'a uyar ve Peygamberin yolundan gider. O zaman ayrılıklar niye? Bütün Müslümanların birbirini çok sevmesi gerekir. Birbirine saygı duyması, koruyup kollaması lazım. Birbirlerine şefkat duymaları lazım. Hırs, kin, öfke asla Müslümana yakışmaz. Tabi ki farklı düşündüğümüz konular olacak ama bu farklılıklar bir çatışma malzemesi değil, bu farklılıklar bizim zenginliğimizdir.

Son dönemlerdeki artan savaşlar, çatışmalar ve ekonomik kriz açısından İslam dünyasının geleceğini nasıl olacak?

Yine her zaman yazılarımda belirttiğim gibi bütün bu zorluklar aydınlığın, güneşin doğmasının çok yakın olduğunun işaretleridir. Ahir zamandayız. Bunlar Hz. Mehdi öncesi yaşanacak, hadislerde bildirilen olaylardır. Bu fitne, bu kargaşa hadislerde bildirildiği gibi Hz. Mehdi çıkıncaya kadar, zuhur edinceye kadar sürecektir. Bölgede Arap kanının çok akacağı, ile ilgili çok fazla hadis var. Hatta doğrudan Filistin’in adı geçen hadisler var. Yani Filistin’de kan akacağı bölgenin tam bir kargaşa, fitne ve acı ortamına dönüşeceğini, yaşayan insanların bile ölmeyi dileyeceği derecede şiddetli azap ve zorluk ortamı olacağını Peygamberimiz belirtmiş. Bununla ilgili çok fazla hadis var. Ama bunun arkasından "Benim evlatlarımdan Mehdi zuhur ettiğinde bütün bunlar tam tersine dönecek, refah, bolluk, huzur, bereket, nezaket, güzellik, estetik çağı gelecek" demiştir. Dolayısıyla aslında tüm bunlar İslam alemini ve tüm dünyayı bekleyen güzelliklerin habercisidir. Hz. Mehdi'nin zuhuruyla tüm yeryüzüne adalet hakim olacak, her türlü haksızlık ve zulümler son bulacak, bereket ve bolluk her yere yayılacaktır.

Türk İslam Birliği ile ilgili yaşanan gelişmeleri sizlere aktarmaya devam edeceğim, çok yakında çok güzel gelişmelere hep birlikte şahit olacağız. Hem Türkiye’yi hem tüm Türk vatandaşlarını çok güzel günler bekliyor, Türk milleti layık olduğu huzur, güven ve barış ortamına kavuşacak ve İslam alemine lider olarak Kuran’dan aldığı güzel ahlakını, sevgisini, hoşgörüsünü, merhametini tüm dünyaya yayacak.

Her zaman söylüyorum bu Türkiye’nin kaderinde var ve kaderi Allah’ın dilemesi dışında değiştirmek mümkün değildir. Hep birlikte göreceğiz…

Kaynak: http://www.turkislambirligi.com

Paranızı bankalara yığarak arttıramazsınız



İnsanlar gelecek kaygısından neredeyse kendilerini bilmez hale düştüler. Acaba paramı bankaya mı yatırsam, dolara mı yatırsam, hisse senedi mi alsam, gayrimenkul mü alsam diye düşünüp düşünüp bir türlü işin içinden çıkamıyorlar. Ekonomik kriz bu kaygılarını iyice arttırdı, korkudan paralarını bir türlü harcayamayıp sürekli bankalara yığıyorlar. Kimi yaşlanınca çok ağır hastalanacağından korkuyor, hastane parası ve mezar parası biriktiriyor, kimi ileride ne olurum diye korkup biriktiriyor. İnsanların üzerinde bu derin kaygılarından ve korkularından oluşan müthiş bir bereketsizlik hakim oluyor, fakat insanlar bunu bir türlü göremiyorlar.

Farkındaysanız parayı biriktirmenin sonu bir türlü gelmiyor, yaşlanacağım, çocuğumu okutacağım, ev alacağım, iş kuracağım diye sürekli bankaya yığma devam ediyor. Öncelikle paranızı bankalara yığıp faiz alarak kesinlikle arttıramazsınız. Faiz’in Kuran’da yasaklanmasının hikmetini insanlar göremediler, yıllarca paralarını faize yatırıp durdular. Sonunda ekonomik kriz faizin insanların başına ne büyük bela açtığını gösterdi. Artık sadece Türkiye’de değil tüm dünyada faizin kaldırılması gündeme geldi. Faiz yüzünden, kredi kartlarının faiz borcu yüzünden insanların yuvaları dağıldı, perişan oldular. Fakat insanların bazen bazı gerçekleri kavramaları için böyle olayların yaşanması gerekiyor. İnsanların en çok içine düştükleri yanılgılardan biri Allah’ın yasakladığı bir şeyden bereket ve bolluk gelmesini beklemektir. Halbuki yasaklanan bir eylemden asla bereket gelmez.

Yıllarca paralarını bankada biriktirip, faizini de biriktirip kendisini güvende hisseden insanlar aniden hastalanırlar, aniden bir kriz sonucunda işleri batar, aniden çocukları hastalanır, aniden başlarına bir felaket gelip bütün biriktirdikleri paraları bu felaketten kurtulmak için harcarlar. İşte bu biriktirilen bu paranın ne kadar bereketsiz olduğunu çok net bir şekilde gösterir. O zaman insanlar elde avuçta biriktirdikleri herşeyin aniden yok olduğunu hayretle görüyorlar.

Halbuki paranızı arttırmanızın yolu çok açık ve nettir. Eğer Allah yolunda paranızı harcarsanız, yoksula, yolda kalmışa, yetime yardım eli uzatırsanız, bencillikten kurtulup hayır işlerseniz paranız artar. İnsanlar zannediyorlar ki para biriktirdikçe artar. Halbuki bu çok büyük yanılgıdır. Para Allah için harcandıkça artar, o zaman bereketli olur. İnsanlar parayı kendilerinin kazandığını ve biriktirdiklerini zannediyorlar. Halbuki parayı Allah verir ve Allah arttırır, dolayısıyla Allah hiç ummadığınız anda bir sebep yaratır ve sizi zengin kılar. Allah infak etmenin gerekliliğini şu ayetlerle bildirir:

Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir." (BAKARA SURESİ / 215)

İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar. (MUHAMMED SURESİ / 38)

De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (SEBE' SURESİ / 39)

Eğer infak ederek bencillikten kurtulur, fakirlere yardım eli uzatır, mallarınızı Allah yolunda harcarsanız, Allah’ın ayetinde bildirdiği gibi mallarınızın arttığına şahit olursunuz. Şeytanın sizi fakirlikle korkutmasına izin vermeyin. Hırs yaparak yetimin malına sakın el uzatmayın, miras yüzünden kardeşlerinizle küsmeyin, kendiniz para için böyle alçaltmayın. Kendinizin de severek ve isteyerek alacağınız eşyalarınızı yoksullara verin, Allah’ın bunların yerine yenilerini verdiğini göreceksiniz. Bütün bu iyilikleri insanlar için değil, sevap kazanmak ve kendi ahiretiniz için yapın. Bu yüzden karşı tarafı da kesinlikle minnet altında bırakıp teşekkür ve taktir beklemeyin. Unutmayın, Allah hepimizi bize verdiği malla, mülkle deniyor. Bu yüzden cimrilik ve bencillik eden mutlaka kendi cimriliğinin ve bencilliğin acısını çeker. Paranızı Allah yolunda harcadığınızda asıl o zaman berekete ve huzura kavuşacağınızı sizde göreceksiniz…

Hz. Mehdi gelişiyle yaşanacak Altınçağ döneminde hayat nasıl olacak?



Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak olan ahir zaman hakkında çok detaylı bilgiler ve işaretler yer almaktadır. Peygamberimiz (sav)’in verdiği bilgilere göre, bu dönemde birbiri ardınca pek çok önemli olay gerçekleşecektir. Ahir zamanın ilk devresinde dünyada büyük bir bozulma ve karmaşa hüküm sürecek, ikinci aşamada ise gerçek din ahlakının yaşanmasıyla birlikte yeryüzünde barış ve huzur hakim olacaktır.

Ahir zamanın ilk aşamasında, Yüce Allah’ın varlığını kabul etmek istemeyerek ateizmi ve dinsizliği telkin eden birtakım felsefi sistemler nedeniyle, insanlar arasında büyük bir dejenerasyon yaşanacaktır. İnsanlık yaratılış amacından uzaklaşacak, bunun sonucunda büyük bir manevi boşluk ve ahlaki bozulma oluşacaktır. Büyük felaketler, savaşlar ve acılar yaşanacak ve tüm insanlar bu sıkıntılara son verebilmek için, “Nasıl kurtuluruz?” sorusunun cevabını arayacaklardır.

Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki, ahir zaman alametleri olarak bildirilen bu gelişmelerin pek çoğu, günümüzde birebir haber verildiği şekilde gerçekleşmiştir. Son zamanlarda yeryüzünde savaş ve çatışmaların, terör, şiddet, anarşi ve kargaşanın, katliamların, işkencelerin giderek artmış olması ise, yine ahir zamanın ilk döneminin yaşanmakta olduğunun bir göstergesidir.

Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki bilgilere göre Allah, bu karanlık dönemin ardından insanları ahir zamanın karmaşasından kurtaracak ve büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Allah, güzel ahlaktan uzaklaşan insanları, dejenerasyona uğrayan toplumları doğru yola iletmek için “Hz. Mehdi” yani “doğruya götüren” sıfatını taşıyan üstün ahlaklı bir kulunu vesile kılacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde ve İslam alimlerinin açıklamalarında Hz. Mehdi’nin bu doğrultuda üç büyük sorumluluk üstlendiği bildirilmektedir. Hz. Mehdi öncelikle Yüce Allah’ın varlığını kabul etmek istemeyen ve dinsizliği destekleyen felsefi sistemlerin fikri olarak çürütülmesini sağlayacaktır. Diğer yandan İslam’ı, Kuran’da ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinde bildirildiği şekilde özüne döndürecektir. İslamiyet’i tüm bozulmalardan, hurafelerden arındırarak gerçek Kuran ahlakının yaşanmasını sağlayacaktır. Ahir zamanın ilk döneminde insanlığın içerisinde bulunduğu tüm karışıklıklara, toplumsal sorunlara, sosyal sıkıntılara çözüm getirecek, tüm yeryüzüne barış, huzur, mutluluk ve güzel ahlakın hakim olmasına vesile olacaktır.

Hz. Mehdi ile aynı dönemde yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa ise, özellikle Hıristiyan ve Yahudi dünyasına hitap edecek, onları içine düştükleri hurafelerden sıyrılıp Kuran ahlakını yaşamaya çağıracaktır. Hıristiyanların Hz. İsa’ya uymasıyla birlikte İslam ve Hıristiyan alemi tek bir inançta birleşecek ve dünya “Altınçağ” adı verilen büyük bir barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır.

İnsanların asırlardır özlemini duydukları bu kutlu dönem, hadislerin işaretlerine göre yarım yüzyıldan fazla sürecek ve Peygamberimiz (sav)’in zamanında yaşanan “Asr-ı Saadet” benzeri bir dönem olacaktır. Altınçağ’da yaşam o denli güzel olacaktır ki, tüm insanlar bu dönemde yaşamış olmayı isteyeceklerdir. Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmayacaklar, bu güzelliklerden daha fazla yararlanmak için Allah’tan ömürlerinin uzatılmasını temenni edeceklerdir. Altınçağ’a duyulan bu özlem Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde şöyle bildirilmiştir:

Onun zamanında, büyükler “Keşke ben küçük olsaydım”, küçükler de “Keşke ben büyük olsaydım” diyeceklerdir.

Naim b. Hammad, İbni Abbas’dan tahric etti ki:

Hz. Mehdi Bizim Ehli Beyt’ten bir gençtir. İhtiyarlarımız ona yetişemeyecek, gençlerimiz ise onu ümid edeceklerdir.

Zamanı o kadar adil olacak ki, kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir...

Peygamberimiz (sav) hadislerinde, insanların dünyada ve ahiretteki kurtuluşlarına vesile olacak çok kıymetli bir insan olan Hz. Mehdi’ye tabi olunmasını bildirmiş ve onun döneminde yaşanacak tüm bu hayırlara işaret etmiştir:

İbni Ebi Şeybe ve Naim b. Hammad Fiten isimli eserde, İbni Mace ve Ebu Naim ise İbni Mes’ud’dan tahric ettiler. O dedi ki:

... O (Hz. Mehdi) arza sahip olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın. Zira O Hz. Mehdi’dir.

Altınçağ'da Yeryüzü Adaletle Dolup Taşacaktır

Allah Kuran’ın “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8) ayetiyle iman sahiplerine adaletli davranmalarını bildirmiştir.

İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece haktan ve doğrulardan yana, katıksız bir adalet, Kuran ahlakının bir gereğidir. Ancak Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde bildirildiği üzere, ahir zamanda insanlar Kuran’da bildirilen bu ahlaktan uzaklaşacak, adaletsizlik yeryüzüne alabildiğine hakim olacaktır. Nitekim günümüzde dünyanın dört bir yanında süregelen çatışmalar, savaşlar, öldürülen, sakat kalan, evlerinden yurtlarından sürülen, yüzlerce kilometre yolu yürüyerek barınacak yer arayan mültecilerin, sokaklarda yaşayan kimsesiz çocukların, yardıma ve bakıma muhtaç, kimsesizliğe terk edilen yaşlıların durumu adaletin gereği gibi uygulanmadığının açık bir göstergesidir.

Ancak Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışıyla birlikte yeryüzünde hüküm süren bu durum sona erecek, tüm dünyada benzeri görülmemiş bir adalet ortamı sağlanacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu adil ortam şöyle haber verilmektedir:

...Şu ümmetin Hz. Mehdi’si Hasan ve Hüseyin’dendir. Dünya hercü merc içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyük büyüğe vakarlı davranmadığında; Allah, bu sırada, onlardan adavetin (düşmanlığın) kökünü kazıyarak dalalet kalelerini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanda dini ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini gönderecektir.

Dünya hayatının bir günü kalsa Allahü Teala o günü uzatır, benim ehli beytimden bir adam gönderir. Onun ismi benim ismim gibidir. Babasının ismi babamın ismi gibidir. Zulüm ve kötülükle dolmuş dünyayı, adalet ve dürüstlükle dolduracaktır.

Dünyanın Pek Çok Yerine Hakim Olan Savaş, Terör, Çatışma ve Anarşi Ortamı Hz. Mehdi Döneminde Son Bulacaktır

Bugün ABD’den Angola, Uganda, Nijerya gibi Afrika ülkelerine; İngiltere, İspanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinden Sri Lanka, Tayland, Japonya gibi Asya ülkelerine; Ortadoğu ülkelerinden Latin Amerika’ya kadar birçok ülkede terör binlerce insanın canını yakmakta ve çok büyük maddi kayıplara neden olmaktadır. İnsanlar terörizmle, evlerinde otururken, bir sinemada film izlerken, bir alışveriş merkezinde dolaşırken, otobüste yolculuk ederken ya da işyerlerinde çalışırken hiç beklemedikleri bir anda karşılaşmaktadırlar. Terörizmin evlerine kadar girmiş olması, doğal olarak insanlarda büyük bir tedirginlik, korku ve endişeli bir bekleyiş oluşturmaktadır. İnsanlar kalabalık ortamlara girmekten, toplu taşıma araçlarını kullanmaktan çekinmekte, günlük hayatlarını yaşayamaz hale gelmektedirler. Kısacası terörizm, tüm dünyaya büyük yıkım getirmekte, insanların hayatları üzerinde çok olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Peygamberimiz (sav), hadislerinde ahir zamanda yaşanacak bu ortamı şöyle tarif etmektedir:

... Sonunda da belalar, fitneler ve hoşlanmayacağınız birçok kötü işler isabet edecektir. Arka arkaya öyle fitneler gelir ki, sonra gelen gittikçe daha büyük olduğu için önce geleni ince ve hafif bırakır.

Ancak yine Peygamberimiz (sav)’in müjdelerine göre, bu korku ve şiddet dolu karanlık dönemin ardından Allah Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlığı büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Yeryüzündeki tüm fitneler, savaşlar, katliamlar, terör, şiddet ve anarşi eylemleri son bulacak; yerini aydınlık, barış ve huzur dolu bir döneme bırakacaktır. Hadislerde Hz. Mehdi’nin “fitneleri önleyeceği” şöyle bildirilmektedir:

Tozlu, dumanlı karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takib edecek, ta ki Ehli Beytimden kendisine Hz. Mehdi denilen bir zat çıkıncaya kadar. Şayet ona yetişirsen, ona tabi ol ve hidayete erenlerden ol.

Zulüm ve İşkenceye Dayalı Uygulamalar Son Bulacaktır

Hz. Mehdi de yeryüzüne geldiği Allah’ın izniyle tüm yeryüzündeki zulmün, işkencenin zorbaca uygulamaların son bulmasına vesile olacaktır. Peygamberimiz (sav) Altınçağ’da gerçekleşecek bu durumu hadislerinde şöyle müjdelemiştir:

… Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur.

Sosyal Adalet En Güzel Şekilde Uygulanacaktır

Dünyanın pek çok yerinde yaşanan sosyal adaletsizlikler; bencillik, kendi çıkarlarını düşünme ve yardımlaşma ile dayanışma duygularının yok olması gibi ahlaki bozulmaların sonuçlarıdır. İnsanların bir bölümü sefaletle mücadele ederken, diğerleri zenginliklerinin verdiği ayrıcalıkları kullanmaktadır. Buna göre zenginler adaletten daha fazla yararlanmakta, fakirlerden üstün tutulmayı kendilerinde bir hak gibi görmekte, adalet mekanizmalarını kendi menfaatleri için yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Kuran’da tarif edilen İslam ahlakı, adil, şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir. Kuran’a göre gerçek adalet, sadece Allah rızası gözetilerek, Allah’tan korkarak sağlanan bir adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde, ne şahsi bir menfaat, ne dostluk, ne düşmanlık, ne de kişinin hayata bakış açısı, dili, ırkı, teninin rengi kararlarında etki edemeyecek, sadece haktan yana karar verilecektir. Allah’ın izniyle Altınçağ’da böyle bir ahlak tüm toplumlara hakim olacak ve gerçek adalet, gerçek huzur ve güven tüm yeryüzüne hakim olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak olan bu durum şöyle haber verilmektedir:

İnsanlar oldukça hayırlı, yaşantıları gayet rahat olacaktır.

Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır...

Hadislerin işaretlerine göre Altınçağ’da, toplumda ihtiyaç içinde olanın gözetilmemesi, sadece çok küçük bir zümrenin bolluk içinde yaşaması gibi adaletsizlikler son bulacaktır. Komşusu açken kimse tok yatmayacak, tek yanlı zenginlik utanç vesilesi haline gelecektir. Egoistlik ve bencillik ortadan kalkacağı için herkes birbirini yemeğe davet edecek, maddi manevi tüm imkanlarını birbiriyle paylaşacaktır. Halkın birbirine karşı olan merhameti alabildiğine artacak, herkes birbirini zengin etmeye çalışacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı olan güçlü olacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu bu dönemde toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik yaşanacak, huzur ve güven dolu bir ortam olacaktır. Bu ortamın bir sonucu olarak insanlar hiçbir sahtekarlığa, kötülüğe ve haram fiillere de yanaşmayacaklardır.

Tüm Düşmanlıklar Sona Erecektir

Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olması sonucunda insanlar arasındaki kin, husumet, düşmanlık gibi duygular son bulacak, tüm yeryüzüne barış ve huzur hakim olacaktır. Peygamberimiz (sav) Altınçağ’ın bu önemli özelliğini hadislerinde şöyle haber vermektedir:

Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir.

Tüm Yeryüzü Emin ve Güvenli Bir Hale Gelecektir

Hadislerin işaretlerine göre, Altınçağ’da yaşanacak hayat, barış ve esenlik dolu olacaktır. Dünyadan anarşinin, terörün, kargaşanın, düşmanlığın, şiddetin tümüyle kalkması sonucunda insanlar cennet benzeri bir ortama kavuşacaklardır. Her türlü adil sistem oluşturulduğu ve tüm insanlar Allah korkusunu öğrendiği ve bunun şuuruna vardığı için hırsızlık, sahtekarlık, dolandırıcılık gibi toplumsal sorunlar yaşanmayacaktır. Cinayetler, saldırılar, taciz, iftira ve hakaret içeren eylemler ve toplum huzurunu bozacak her türlü tavır bozuklukları ve suistimaller ortadan kalkacaktır.

Tüm devletler milletlerine güvenecek, halkın suç işleme ihtimaline dayalı, halkı potansiyel tehlike olarak gören kontrol sistemleri ortadan kalkacaktır. Halka güven esas alınacak, insanların beyanı yeterli olacak ve buna göre hareket edilecektir.

Hadislere göre, Altınçağ’da “kurtla koyun birarada otlayacak”, “çocuklar yılan ve akreple oynayacak ama zarar görmeyeceklerdir”. Bu güven ortamını tarif eden hadislerden bazıları şöyledir:

... Her yer emin bir hale gelir...

... Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın yanlarında hiç erkek olmaksızın rahatlıkla hacca gidebilecektir.

Tüm Toplumlara Güzel Ahlak Hakim Olacaktır

Toplumda sahtelik, basitlik, yüzeysellik tümüyle ortadan kalkacak; insanların kişiliklerine derinlik, samimiyet, ve kalite hakim olacaktır. İnsan ruhuna ve mümin kişiliğine yakışmayan her türlü adilik ve basitlik Kuran ahlakının yaşanmasıyla kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Yine Kuran ahlakının bir gereği olarak insanlar temizliğe de büyük önem verecek, hem çevrelerini hem de kendilerini olabildiğince temiz ve güzel hale getireceklerdir. Toplumun her kesiminde, tüm insanlar son derece temiz, şık ve bakımlı olacaklardır.

Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Altınçağ’da Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu ahlak güzelliği şöyle ifade edilmiştir:

Tabarani, Evsad’da Amr. B. Ali tariki ile Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti:

... Cenab-ı Hak İslam'ı nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Nasıl, Bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten (husumet ve düşmanlıktan) kurtulmuş ve kalplerine ülfet (dostluk) ve muhabbet (sevgi) yerleşmişse, (onun gelişi ile) yine öyle olacaktır.

”... Onun döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır.”

Yazılarımda Hz. Mehdi’nin gelişiyle birlikte yaşanacak muhteşem bir Altınçağ döneminin başlayacağını söylüyorum. Yukarıda saydığım güzelliklerin dışında Altınçağ döneminde tamamen fikir hürriyetine dayalı bir ortam olacak, hiç kimseye baskı yapılmayacak, tüm dinler barış içinde olacaktır. Benzersiz bir bolluk ve bereket olacak Hz. Mehdi malı bol bol insanlara dağıtacaktır. Yer altı zenginlikleri ortaya çıkarılacak, tarımda, bilimde, tıpta ve teknolojide büyük gelişmeler yaşanacaktır. Tüm Müslümanlar bu dönemi, Hz. Mehdi’yi ve Hz. İsa’yı şevkle ve heyecanla beklemeliler. Birçok hadisle peygamberimizin bildirdiği altınçağ dönemi çok yaklaşmıştır. Bu dönem hiç kuşku yok ki iman edenler için çok büyük bir lütuf ve cennet öncesinde çok büyük bir mükâfat olacaktır.

Biyomimetik teknoloji doğadaki canlıları örnek alıyor



Ses ve basınç dalgalarını kullanarak objelerin yerini tespit etme teknolojisi 20. yüzyılda geliştirilmiştir. Bu teknoloji, her ne kadar savaşta kullanılmak amacıyla geliştirilmişse de, günümüzde batık gemilerin yerlerini belirleme ya da görme engeli olan kişilerin bu sistemle daha rahat bir yaşam sağlaması gibi amaçlarla kullanılıyor. Halbuki doğadaki canlıların bundan milyonlarca yıl önce, üstelik insanlar bu sistemleri keşfetmemişken, etrafa yayılan ses dalgalarını kullandığını ve bu sayede yaşamlarını sürdürdüklerini biliyor musunuz?

Yarasa Sonarından Görme Engellilere Çözüm

Bilimsel araştırmalar ilerledikçe canlıların şaşırtıcı özelliklerine daha yakından şahit oluyoruz. Söz konusu özellikler günlük hayatımızda iş yerlerinden hastanelere kadar pek çok yerde yaşanan çeşitli sorunlara çözümler sunuyor. Ünlü bir spor giyim şirketinin 'Evrensel İş Olanakları' Genel Müdürü Darcy Winslow bu konuda şunları söylüyor:

“Sunmak zorunda olduğumuz ürün performansının karakteristikleri için doğal dünyanın bizlere sağladığı teknolojik çözümler gerçekten sınırsız. Biyomimetri hala keşfetme, yenileme ve yaratıcılık gerektiriyor ancak bir biyolog gibi düşünerek ya da bir biyologla birlikte çalışarak değişik sorular sormayı ve doğaya ilham ve öğrenme fırsatları yaratmak için bakmayı öğrenmeliyiz.”

Birçok firma artık Winslow'un söylediklerine paralel bir çalışma stratejisi izliyor. Dolayısıyla artık günümüzde bir biyolog ile elektronik mühendisini ya da mekanik uzmanını beraber çalışırken görmek mümkün. Nitekim yarasaların sonarından etkilenen mühendisler, mini bir sonar ünitesini bir gözlüğe monte ederek biyomimetri alanında farklı bir proje gerçekleştirdiler. Ancak bu projede istenilen sonuca henüz ulaşılamadı.

Tasarlanan Gözlük Neden İnsan Gözünün Yerini Tutamıyor?

Gözlüğü kullanan görme özürlüler belli bir alışma süresinden sonra engellere çarpmadan yürüyebilmekte hatta bisiklete bile binebilmekteler. Ancak gözlüğün tasarımcıları bunun hiçbir zaman insan gözünün yerini tutamayacağının ya da yarasadaki kadar kullanışlı olmayacağını ifade etmektedirler.

Konusunda uzman insanların kopyasını bile yapmakta zorlandıkları bu kusursuz özelliklerin yarasada tesadüfen oluşmuş olması elbette ki imkansızdır. Burada unutulmaması gereken bir konu da özellik olarak adlandırdığımız tüm detayların aslında iç içe geçmiş birbiriyle bağlantılı kompleks sistemler olduklarıdır. Bu sistemlerin tek bir parçasının dahi eksik olması tüm sistemin işe yaramaz hale gelmesi demektir. Örneğin, yarasalar ses dalgalarını yaysalar ama yaydıkları dalgaları geri algılayıp değerlendiremeseler sonar sistemi diye bir sistem olmayacaktır.

Canlılardaki bu eksiksiz ve kusursuz yaratılışa bilim literatüründe "indirgenemez komplekslik" adı verilir. Yani daha basite indirgendiğinde anlamsız ve işlevsiz hale gelecek bir sistem... Canlı organizmaların tümünde ve tüm sistemlerinde var olan bu "indirgenemez komplekslik" özelliği evrim teorisinin 'basitten gelişmişe kademeli evrim' şeklindeki temel mantığını tamamen çürütmektedir. Çünkü, son haline gelmeden hiçbir işe yaramayacak bir sistemin milyonlarca yıl varlığını koruyup tamamlanmayı beklemesinin hiçbir mantığı yoktur. Bir canlı ancak bütün sistemleri eksiksiz olduğunda yaşamını ve neslini sürdürebilir. Sistemdeki parçaların zamanla sözde bir evrimle tamamlanmasını beklemek gibi bir lüks de yoktur. Bu da tüm canlıların yeryüzünde ilk olarak ortaya çıktıklarında şimdiki gelişmiş ve eksiksiz yapılarıyla yaratılmış olduklarının açık bir delilidir. “Ve hayvanları da yarattı…” (Nahl Suresi, 5) ayetiyle bildirildiği üzere hayvanları da diğer tüm canlılar gibi üstün bir yaratılışla Yüce Allah var etmiştir.

Biyomimetri Allah’ın yaratıp üstün özelliklerle donattığı canlılardan çok fazla ilham alır, Örneğin son teknoloji ile üretilen helikopterler helikopter böceklerine bakılarak, onun uçma teknikleri incelenerek tasarlanmıştır.

Robotik bilimi yılanları ve akrepleri inceleyerek onlara benzeyen robotlar yapmaktadır.

Teknolojinin canlıları nasıl taklit ettiğini sizlere göstermeye devam edeceğim ve bunu gösteren birçok örneği yazılarımda sizlere ileteceğim. Böylece aslında teknoloji alanında da, sağlık alanında da, bilimdeki her alanda da insanların Allah’ın aklını kullanarak nasıl ilerlediklerini, aslında Allah’ın ilhamı ile birçok keşif yaptıklarını görmenizi sağlayacağım…

Kaynak: http://www.ilmimercek.net/

Yunuslar internetten daha iyi bilgi şebekesine sahipler!



Yeni Zelandalı bir zooloğun araştırmasının sonuçları, internet ve elektrik şebekeleri gibi kompleks ağlar kuran mühendisler için yeni bir adrese işaret ediyor: Yunuslar.

Otago Üniversitesi’nden David Lusseau, 7 yıl boyunca 64 adet yunustan meydana gelen bir grubu inceledi. (1) Bunun sonucunda yunuslar arasındaki, insanlar ve insan yapımı şebekelerdekine benzer bir iletişim ağının varlığını keşfetti. Araştırmacının matematiksel incelemesi, The Proceedings of the Royal Society dergisinde yayınlandı. (2)

İnsan toplulukları da dahil olmak üzere birçok kompleks şebeke, bilginin üyeler arasında hızla değişimini mümkün kılan özelliklere sahiptir. Yeni Zelandalı araştırmacının bu çalışması hayvan topluluklarının da bilgiyi hızlı ve verimli bir şekilde iletecek yapıda organize olduklarını gösteriyor. Goril, geyik, fil ve iriburun yunuslar gibi uzun ömürlü canlılar, bilgi aktarımında yaşadıkları ortamdan faydalanıyorlar. (3)

Lusseau, yunusları izlerken, daha sık bir araya gelen bireylere odaklandı. Bu yunusların daha çok erişkin dişilerden meydana geldiğini ve topluluk iletişiminin merkezleri olarak görev yaptıklarını saptadı.

Bilginin bir sistem içindeki akışını ölçmek için bilginin geçtiği merkezlere bakmak ve başlangıç noktasından sonuç noktasına geçmede ihtiyaç duyulan elemanları saymak yeterli oluyor. Lusseau “çap” ismi verilen bu ölçme yöntemini kullandı. Bu yöntemle elde ettiği bulguları internet şebekesinin ortaya koyduğu verilerle kıyasladığında ise şaşırtıcı bir durumla karşılaştı.

Buna göre internet üzerinde çok sayıda bağlantı sağlayan noktalar (merkezler) devre dışı bırakıldığında bilgi aktarımının süresi de artıyordu. Internetteki yoğun bağlantı noktalarının sadece %2’sinin devre dışı bırakılması durumunda, bir elemandan bir diğerine gitmek bu defa iki misli vakit gerektiriyordu. Yunuslarda ise durum farklıydı.

Yunusları, yüzgeçlerine koyduğu işaretlerden izleyen Lusseau, iletişim merkezleri olarak görev yapan bireylerin gruptan ayrılması durumunda ise topluluğun büyük bir esneklik ortaya koyduğunu gözlemledi. Yunus topluluğunun bütünlüğü, anahtar roldeki bireylerin eksikliğinde dahi etkilenmiyordu. Yunus topluluğundaki bu esneklik, nüfusun üçte biri yok olsa dahi, topluluğun birliğini sağlıklı bir şekilde sürdürmesini mümkün kılıyordu.

Araştırmacı, şebekenin bu sistem sayesinde, ölümle sonuçlanan felaket olaylarında bile birarada kalabildiğini belirtiyor. Dahası, bu özelliklerin internet gibi insan yapımı ağlara da uygulanabileceği fikrini öne sürüyor.

Görüldüğü gibi yunuslarda, internette oluşturulan iletişim ağından daha iyi korunan ve ana merkezlerin ayrılması durumunda daha verimli çalışan bir ayarlama mevcuttur. Yunuslarda böyle bir özelliğin bulunması çeşitli kriterlerin hesaplanmış olmasını gerektirir. Örneğin interneti organize etme işinde bağlantı noktalarına binecek yükü hesaplama, bunların devre dışı kalması durumunda tüm ağın nasıl etkileneceğini önceden tahmin edebilme gibi birçok aşama, şebeke mühendisleri tarafından yürütülür ve bilginin sistem içinde en verimli şekilde akması sağlanır. İnternetteki bilgi akışını hesaplayan ve organize eden mühendislerin varlığı, yunuslardaki bilgi şebekesini düzenleyen ve benzerlerini doğadaki diğer birçok canlıdada vareden üstün bir aklın varlığını gösterir. Hiç şüphesiz bu üstün aklın sahibi herşeyi bilen, Aziz olan Allah’tır.

Allah’ın bu bilgi şebekesini yunuslarda varetmesi de Rahman sıfatının bir tecellisidir. Allah’ın rahmeti bu bilgi şebekesinde şöyle tecelli etmektedir:

Yunuslar gibi açık denizlerde ve yüzeye yakın yaşayan canlılarda grup halinde hareket etmek hayati derecede önemlidir. Bu yaşam tarzı, avlanmanın yanısıra, düşmanlara karşı tetikte olma açısından da avantajlar kazandırır. Erişkin dişilerin grup içinde sürekli bir bilgi akışı sağlaması sayesinde diğer üyeler de av ve düşmanların yeri hakkında bilgi sahibi olur ve sonuçta grubun uyumlu bir şekilde hareket etmesine katkı sağlanmış olur. Eğer yunuslarda, muhtemel bir düşman saldırısı sonucu ortaya çıkacak kayıplar bu bilgi akışını tahrip edecek olsaydı, elbette diğer bir kısım yunusların kurtulması bir anlam ifade etmez ve iletişim olanakları yok olan bu bireyler de dağılmak zorunda kalır ve nihayet başka düşmanlara yem olurdu. Ancak Allah’ın yunuslarda varettiği bilgi şebekesi böyle anlarda kesintiye uğramaz ve grubun bütünlüğünü koruyarak bireylerin yaşamının da devam etmesini sağlar.

Allah bir Kuran ayetinde şöyle bildirmektedir:

Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir. (Şuara Suresi, 9)

Yunuslar Allah’ın olağanüstü özellikleriyle donattığı canlılardan sadece bir tanesidir, her zaman söylediğim gibi bu üstün özelliklerin evrimle ve kör tesadüflerle oluşması mümkün değildir. Hayvanların kendi üzerlerinde tecelli eden bu üstün özelliklerinden haberleri bile yoktur, onlar ilhamla hareket ederler. İlhamla kilometrelerce yol kat ederek göç ederler, ilhamla muhteşem yuvalar kurarlar, ilhamla mükemmel organize olup koloniler kurarlar. Tüm bunlar hiç kuşku yok ki insanların düşünmesi, akletmesi ve Allah’ın Yücelliğini görebilmeleri içindir.

1- David Lusseau, “The Emergent Properties Of A Dolphin Social Network”, http://arxiv.org/ftp/cond-mat/papers/0307/0307439.pdf
2- Lusseau, D. 2003 The emergent properties of a dolphin social network. Proceedings of the Royal Society of London-
Series B (Supplement): DOI 10.1098/rsbl.2003.0057 ”
3- Danny Kingsley, Dolphins better at networking than the Web, ABC Science Online, 17 Temmuz 2004, http://www.abc.net.au/science/news/stories/s901670.htm

Ağır hasta olan bir insan “Öleyim de kurtulayım…” derse…



Bu yazıyı özellikle ağır hasta olan, kanserle mücadele eden, hastanede çok şiddetli ağrıları olan hastaların ve yakınlarının okuması için yazıyorum. Mutlaka hepimizin çok ağır bir hastalığa yakalanmış bir tanıdığı ya da akrabası vardır. Kimi zaman da çok yakınlarımız çok şiddetli ve acılı ağır hastalıklara yakalanır. Böyle bir durumla hem de hiç beklemedikleri anda karşılaşan insanlar önce büyük bir şok yaşıyorlar. İlk isyan “neden benim başıma geldi” cümlesiyle başlıyor. Daha sonra da acılar içinde yatarken “ölsem de kurtulsam” cümleleriyle devam ediyor. Aylarca hasta yakınlarına bakan bazı insanlar da aynı bu şekilde “ölse de kurtulsa” diye içlerinden geçiriyorlar. Peki gerçekten ölüm bir kurtuluş mu? Gerçekten bu son derece aciz konumda, başkalarına muhtaç olan bu insan için ölüm bir kurtuluş mu?

Eğer bir insan iman etmemişse, Kuran’ı bilmiyorsa, ayetlerden habersizse, hayatının sadece dünya hayatından ibaret olduğunu sanıyorsa son derece cahil demektir. Hiçbir şeyin özünden ve aslından haberi yok demektir. Bu insan öncelikle hastalığın bir imtihan olduğunun farkında bile değildir. Bu yüzden hemen isyan eder. Daha sonra acılar içinde yatarken de ölüp biran önce kurtulmak ister. Çünkü ölünce tamamen yok olacağını, toprak olacağını düşünür. Hâlbuki ölüm tam tersine sonsuz hayatın başlangıcıdır. İnsan öldüğü anda hemen gözlerini yeni hayatına açar.

"Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi. (Hakka Suresi, 27)

Hastalanan kişi imanlıysa hemen Allah’a döner ve O’nun bu imtihanına güzellikle sabreder. Acı çektiği her gün, sabrettiği her dakika tahmin edemeyeceğiniz kadar çok sevap kazanmasına vesile olur. Sağlıklı bir insan bir iş yaptığında bir ecir alırken hasta olan bir insan yüzlerce ecir alır. Mesela hasta bir insanın yatağından doğrulup namaz kılması, güçlükle de olsa Allah’ın istediklerini yapması ona cennette kat kat güzellikle geri döner. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Eğer çok ağır hasta olan bir yakınınız varsa onun mutlaka Allah’a yakınlaşmasını sağlayın, kendisine Kuran okuyun. Allah’a iman edip bu hastalığa güzellikle sabretmesini söyleyin. Dünyanın kısacık bir yer olduğunu, gerçek hayatının ahiret olduğunu hatırlatın. Bu hastalığın kendisi için çok büyük bir imtihan olduğunu, güzellikle sabrederse bunun karşılığını cennette çok güzellikle alacağını söyleyin…

İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (Araf Suresi, 42)

(http://www.insaninacizlikleri.com)