12 Nisan 2010 Pazartesi

Çok Güzel Ama İmanı Yok!



Bazen bir kadına bakıyorsunuz, güzelliği gözlerinizi kamaştırıyor, yüzünün, gözlerinin güzelliğine bakmaya doyamıyorsunuz, “ne kadar kusursuz yaratılmış” diyorsunuz. “Allah’ın güzelliği ne kadar muhteşem tecelli ediyor” diyorsunuz. Ben böyle birini gördüğümde hemen çok güzel ama imanı yok diye düşünüyorum. Çünkü eğer bir insanın imanı yoksa hiçbir şeyi yok demektir. O insan ne kadar güzel olursa olsun, ne kadar muhteşem olursa olsun içi boş bir kütük gibidir. Öncelikle bir kadında güzel ahlak yoksa samimiyet, teslimiyet, yumuşak başlılık yoksa o zaman güzellik de yok demektir. Eğer Allah’a teslim olmamışsa, nefsi için yaşıyorsa, dünya için yaşıyorsa kendi aleyhine en ufak bir durumda gerçek yüzünü gösterecek demektir. Nefsini eğitmediği için kıskançlık, haset, kin, öfke, ağlama, hüzün gibi birçok olumsuzluğu üzerinde barındırıyor demektir. Bu da güzelliğin tamamen yitirilmesi anlamına gelir.

Kişi ancak iman ettiğinde tam anlamıyla güzel olabilir. Çünkü ancak o zaman derin bir ruha sahip olur. İmansız bir insanın yüzüne baktığınızda ister kadın ister erkek olsun gözlerinin bomboş ve anlamsız olduğunu görürsünüz. Çünkü daha Allah’ı fark edemeyen, ne için yaratıldığını bilmeyen, amaçsız yaşayan bir insanın ruhu bomboş olur. Ayrıca çok basit bir ahlaka sahip olduğundan konuşur konuşmaz hemen soğur ve uzaklaşma ihtiyacı hissedersiniz. Ruhlarındaki basitlik, dünyaya tamahkârlık üzerlerine yapışmış bir leke gibi durur. Ayrıca bu insan güzelliğinin ne kadar geçici olduğunun farkında bile değildir, onunla övünür, hava atar. Bir iki yıl sonra aynaya baktığında güzelliğinden eser olmadığını görür, hayıflanmaya, üzülmeye ve isyan etmeye başlar. İşte bu insanlar Allah’ın Kuran’da bahsettiği yaşayan ölülerdir, çok güzel gözükebilirler ama yaşayan bir ölü, ruhu bomboş bir insan ne kadar güzel olabilir?

Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

Eğer onları doğru yola çağırırsanız işitmezler. Onları sana bakar (gibi) görürsün, oysa onlar görmezler bile. (Araf Suresi, 198)


Çok güzel bir insan gördüğümde aklıma gelen diğer şey ise bu güzelliğin ne kadar çabuk kaybolacağı oluyor. Bir iki sene sonra o kadına veya erkeğe bir bakın, tamamen bozulduğunu göreceksiniz. Dünya hayatı o kadar yıpratıcıdır ki, günler adeta yıl hükmünde geçer ve bir bakarsınız o kadının yüzü hemen yaşlanmış, o tazeliği kaybolmuş. Çok kısa bir süre sonra da ölüp toprağa gömülecek ve o güzelliğinden eser bile kalmayacaktır. İşte bu yüzden eğer güzel bir kadının imanı yoksa hiçbir şeyi yok demektir. Hâlbuki aynı güzellikte bir kadın iman etse Allah’a olan teslimiyetiyle, güzel ahlakıyla masumiyetini ve güzelliğini hep korur. Böyle bir kadın çok derin bir imana sahip olduğunda son derece akıllı ve çekici olur, her yaptığında, her söylediğinde bir hikmet olur. Dolayısıyla böyle bir insana baktığınızda hem bu dünyada hem cennette ebediyete kadar bitmeyecek bir güzelliğe baktığınızı hissedersiniz. Tıpkı peygamberlerde olduğu gibi, Hz. Yusuf’ta, Hz. Muhammed’te, Hz. Meryem’de, Hz. İsa’da olduğu gibi…

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)

www.dunyahayati.com

7 Nisan 2010 Çarşamba

Bir eşi daha yok!



Milyarlarca insanın parmak izi birbirinden tamamen farklı yaratılıyor. Düşünebiliyor musunuz, dünyada yaşayan milyonlarca insan var, hiçbirinin parmak izi bir diğerininkine benzemiyor. Daha bir bebek annesinin karnındayken tüm vücudunda çok büyük mucizeler yaratılıyor. Parmak izi de bunlardan sadece bir tanesi. Fakat insanlar genelde pek düşünmedikleri ve zamanla alıştıkları için bir süre sonra bu mucizeleri görmezden gelebiliyor, hatta doğal karşılayabiliyorlar. Oysa ortada çok olağanüstü bir akıl ve sanat duruyor, bakıyor ama göremiyorlar.

Tek bir parmak iziyle yeryüzündeki milyarlarca insana bir kimlik verilmiş demektir. Bugün her malın üzerinde bir barkod vardır. Bu barkoda bakarak malın kim tarafından, ne zaman imal edildiğini ve fiyatını öğrenebiliriz. Aynen bunun gibi her insanın parmak uçlarında bulunan izler, altı milyar insanla arasındaki farklılığı ortaya koyar. Yani her insanın şu bir santimetre kare içerisindeki parmak ucunda, onun kimliği ve tüm özellikleri saklanmıştır. Biliyorsunuz parmak izi, bugün kriminolojide suçluların tespitinde kullanılır. Bu iz o kadar kesindir ki, ilk insandan bugüne ne kadar insan gelişmişse hiçbirisinin parmak izi diğerine benzemez.

Parmak izi parmakların son eklemi ve uç kısmındaki kıvrımların meydana getirdiği izdir. İnsan vücudunun dış derisinde bulunan her kıvrımda ter gözenekleri vardır. Bunların her biri iç deriye kadar uzanır. Her gözenek orada çiviye benzeyen ve Papila denen iki sıralı çıkıntılarla iç deriye sanki çivi atmış gibidir. Bu sebeple dış deri hasara uğrasa, hatta tamamıyla dökülse bile, bu Papilalar yine de parmak izinin tespiti için yeterlidirler. Yine, yeni çıkan derilerdeki izler de eskisinin aynısı olurlar. Fakat iç deride bulunan papilalar tamamıyla kaybolursa o zaman parmak izini tespit etmek mümkün olmaz; zira bu durumda parmak içi kıvrımları tamamen kaybolmaktadır. İki kişinin tesadüfen aynı genetik parmak izine sahip olabilme ihtimali, istatistiki olarak imkansızdır.

Modern manada parmak izi tespiti ve faydalanma konusunda ilk adım 1880'de atılmıştır. Bu tarihte İngiliz bilgini olan Henry Faulds ve Wiliam James Herschel adlı iki İngiliz, Nature adlı bir ilmi mecmuada parmak izi hakkında makale yazmışlardır. Bu bilginler önceleri pişmiş çömleklerdeki parmak izleriyle ve matbaa mürekkebiyle parmak izi alma metoduyla uğraştılar. Bu gün kullanılan parmak izi metodu da aynı esasa dayanır.

Kimi fiziksel özellikler tümüyle genler tarafından belirlenmez. Parmak izi de bunlardan biridir. Her ne kadar parmak izinin ana hatlarını belirleyen genler olsa da, fetüsün anne karnında gelişimi sırasında başka etkenler de parmak izinin şekillenmesinde rol oynar. Örneğin, hormon seviyelerindeki değişim, beslenme, kan basıncı, fetüsün anne karnındaki pozisyonu gibi birçok dış etken parmak izlerinin oluşmasında etkilidir. Aynı durum ikizlerin ciltlerinde farklı çil, leke ve ben oluşumu için de geçerlidir.

Tek yumurta ikizleri babanın tek spermi ile döllenen annenin tek yumurtasının ikiye bölünmesiyle oluşur. Bu nedenle de tek yumurta ikizleri aynı DNA'ya sahiptirler. Bununla birlikte yine de ikizlerin görüntüleri tamamen aynı değildir ve parmak izleri, gözlerinin retina tabakaları ve hatta ses telleri de farklıdır.

Henüz 3. ayda, yani bir insan cenini sadece 9 cm boyunda iken, onun parmak ucu bir toplu iğnenin başı kadardır. Bu kadar küçük bir noktada, yaratılmış diğer bütün insanlardan farklı bir parmak izi teşekkül etmektedir. O artık içimizden biridir. Parmak izi 20. Yüzyılın çok büyük bir keşfidir. Ama 1500 sene önce insanlara gönderilen Kuran’ın hikmet dolu sayfalarında bu muhteşem bilgiyi şöyle görmekteyiz:

İnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak biraraya getirmeyeceğimizi mi sanıyor? (Kıyamet Suresi, 3)

Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz. (Kıyamet Suresi, 4)

Kaynak: http://www.insaninyaratilisi.com/

Şok! Şok! Şok! Tek bir serçe parmak fosilinden çizilen resme bakın!



Evrimcilerin son ileri sürdüğü şok edici iddiayı duydunuz mu? Evrimci yayınlar şimdi yeni bir spekülasyonla çalkalanıyor. Evrimcilerin tek bir serçe parmak fosilinden çizdikleri ilginç görünümlü bir canlı resmi manşetten yayınlanıyor. Evrimciler şimdi büyük bir şevkle kendi hayali çizimlerini tüm dünyaya üçüncü bir tür olarak tanıtıyorlar. Dergiler ve gazetelerde evrimcileri desteklemek adına “Bilinmeyen Bir İnsansı”, “Büyük Keşif, Ne Neandertal ne Homo sapiens”, “İnsanlık Tarihini Yeniden Yazacak Gelişme”... gibi çarpıcı başlıklarla halkı etkilemeye çalışıyorlar.

Evrimcilerin yayınladıkları resme bakınca nasıl olup da bir serçe parmağından böyle maymunsu bir yaratığa ulaştıklarına şaşırıp kalıyorsunuz. Bu nasıl bir hayal gücüdür? Nasıl çalışan hayali bir mekanizmadır? Bir gün biri yolda bir serçe parmak bulsa sonra da onun resmini çizse bu ne kadar inandırıcı olabilir? Ama hayali çizimler konusunda bildiğiniz gibi evrimcilerin üzerine yoktur. Tek bir domuz dişi bulan evrimciler hayali bir Nebraska adamı tasarlayıp onun ailesini bile çizmişler ve sonra da manşetten bu hayali resimleri yayınlayıp sanki büyük bir buluş yapmış gibi tüm dünyayı etkilemeye çalışmışlardı.

Darwinistlerin bu yeni “üçüncü tür” iddiasını ortaya atmalarının nedeni yaklaşık 40.000 yıllık bir serçe parmağı fosilinin Asya’da, Altay Dağlarında bir Sibirya mağarasında bulunmasıdır. Evrimciler bu fosilin Afrika’dan Asya’ya gelmiş olduğunu iddia ediyorlar. Yaptıkları mitokondriyel DNA analizleri sonucunda bu canlı farklı bir türden gelmiş gözüküyormuş! Evrimcilerin Afrika’dan Asya’ya göç hikayesine uymadığından da üçüncü bir insan türü olarak adlandırıyorlarmış. Söylediğim gibi tek bir serçe parmağından evrimcilerin böyle mantıksız iddialar ortaya atmaları son derece şaşırtıcıdır. Fosili bulunan canlının DNA’sı hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bu yüzden canlının neye benzediği, nasıl göründüğü, yüz hatları, anatomik yapısı, iskelet yapısı, kas yapısı, ailesi! Hiç bir şekilde çizilemez. Çizilen resim sadece çizen kişinin hayal gücünden ibarettir. Evrimcilerin bu iddiaları bilimsel terimlerle süslemeleri de hiçbir işe yaramaz. Evrimcilerin iddia ettiği gibi mtDNA (mitokondriyel DNA) analizleriyle bir canlının genetik bilgisine veya fiziksel özelliklerine ulaşabilmek mümkün değildir.

Şimdi yaratılışçılar olarak hep birlikte başka bir hayali senaryo bekliyoruz. Fakat bu seferkinin daha heyecan verici ve inandırıcı planlanmasını rica ediyoruz. Çünkü bu tarz senaryolar çok komik oluyor. Dawkins’in son ortaya attığı “uzaylılar yaptı” senaryosu da hayal gücü açısından fena değildi ve son derece eğlendiriciydi. Biraz daha hayal gücü geniş kişilerle çalışmalarını tavsiye etmekten başka bir şey kalmıyor bize diyorum ve yaratılışı kabul etmemek adına yapılan bu çırpınmalara gülüp geçiyorum…

Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir. (Hadid Suresi, 4)

O Allah ki, yaratan'dır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)

Kaynak: http://www.evrimicokertensiteler.com/

Kurtar bizi Türkiye!



Geçtiğimiz günlerde İsrail polisi ile Filistinli göstericiler arasında El Aksa Camii’nde meydana gelen olaylar yatışırken, caminin kapısı önünde toplanan Filistinliler Türkiye lehine sloganlar attı. Caminin önünde toplanan Filistinliler, “Yaşasın Türkiye”, “Büyük Tayyip”, “Kurtar Bizi Türkiye” diye bağırdılar. Şu anda dünyanın her köşesinde zulüm gören ve perişan olan Müslümanlar kurtuluş için tek çözümün Türkiye’de olduğunu büyük bir şevkle sürekli dile getiriyorlar. Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta yaptığı çıkış Türkiye’nin tüm Müslümanları koruyup kollayacak tek ülke olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Dünyada yaşanan her zulümde Müslümanların yardım bekleyen gözleri şimdi Türkiye’ye çevriliyor.

Afganistan, Irak, İran, Endonezya, Filistin, Pakistan, Doğu Türkistan… daha birçok ülkede çok zor şartlar altında her gün şehit edilen yüzlerce Müslüman var. Avrupa’da birkaç hayvan öldürüldüğünde hayvan hakları savunucuları ile birlikte tüm dünya ayağa kalkıyor da bir günde Filistin’de, Afganistan’da onlarca Müslüman şehit ediliyor, hiç kimsenin sesi çıkmıyor, herkes susup oturuyor. İşte Türkiye bu dünya çapında yaşanan büyük şiddete, acımasızlığa tam anlamıyla son verecek tek ülkedir. Türkiye’nin görevi Türk İslam Birliği’ni kurmaktır. Burada Türk milletine çok büyük görev düşüyor. Biz sadece Türkiye’yi kurtarmakla değil, bütün İslam âlemini kurtarmakla görevliyiz. Türk İslam Birliği kurulduğunda bütün dünya anarşiden, azaptan, her türlü sıkıntıdan kurtulacaktır. Şu anda perişan durumda olan Müslümanlardan yükselen “kurtar bizi Türkiye” çığlıkları bu birliğin kurulmasının ne kadar acil olduğunu gösteriyor. Artık kaybedecek tek bir günümüz yok. Türkiye artık gerekeni yapmalı, her gün dev adımlar atarak bu birliği kurmalıdır. Kuşkusuz bu birlik İslam âleminde olduğu gibi İsrail’de de, Amerika’da da, Avrupa’da da tam anlamıyla huzurun hakim olmasını sağlayacaktır. Tüm Türkleri bu birliği kurma yolunda devletimize yardımcı olmaya, ellerinden gelen tüm gayreti göstermeye çağırıyorum.

Kaynak: http://www.turkislambirligi.com/

http://www.doguturkistan.com/

http://www.filistinzulmu.com/

6 Nisan 2010 Salı

Türkiye Osmanlı görkemini canlandırmaya çalışıyor



Yazılarımda sürekli Türkiye’nin adım adım Türk İslam Birliği’ni kurma yolunda çalıştığını sizlerle paylaşıyorum. Türkiye Osmanlı’dan devraldığı mirası yeniden canlandırmaya çalışıyor. Geçen gün Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberde, Strateji gazetesi G2’de yayınlanan rapora göre Avrupa Birliği tarafından reddedilen Türkiye’nin yüzünü İran’a döndüğü ve Osmanlı İmparatorluğu’nun görkemini tekrar kurmaya hazırlandığı bildirildi.

Arka arkaya ülkelerin Türkiye ile vizeleri kaldırması Türk İslam Birliği’nin kurulacağı müjdesini veriyor. TÜRKİYE TARİHTE OLMADIĞI KADAR BÜYÜK BİR DEVLET OLACAK. Türk-İslam âleminin lideri olacak. Şimdi bu tarihi misyonun başlangıç aşamalarındayız. Bütün dünyayı, anarşiden, terörden sıkıntıdan azaptan, her türlü acıdan kurtaracak olan Türk milletidir. Gerçekten çok asil, çileyle, acıyla yoğrulmuş bir millettir ve dünyayı yönetmeye dünyaya faydalı olmaya yönelik bir ruhu vardır. Çok yakın bir zamanda Türk İslam Birliği’nin kurulduğunu ve Türkiye’nin de lider olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Kaynak: turkislambirligimujdesi.com

Protondaki ve nötrondaki çok hassas dengeler neyi gösterir?



Atomu oluşturan proton ve nötronların ne kadar hassas bir denge üzerine kurulduğunu biliyor musunuz? Evrendeki bütün protonlar 1, 6 x 1019 değerinde pozitif yüke sahiptirler. Bu, atomlardaki çeşitli protonların birbirlerini itmelerini sağlar. Ama aradaki çekim, itmeden 100 kez daha güçlü olduğu için protonlar birbirlerinden ayrılmazlar. Protonun kütlesi elektronunkinden 1836 kez daha fazladır. Ama buna karşın, bilinmeyen bir nedenden ötürü elektronun yükü protonunkiyle aynıdır: 1, 6 x 1019.

Protonun yükü gerçekte olduğundan biraz daha az olsaydı protonlar arası çekim şu an bildiğimizden çok daha güçlü olurdu ve bunlar daha sıkı bir biçimde bir araya gelirlerdi. Böyle bir durumda evrenimiz nasıl bir halde olurdu?

Eğer protonun yükü gerçekte olduğundan biraz daha az olsaydı, yıldızlar çekirdeklerindeki yakıtlarını hızlıca yakacak ve 100 milyon yıl içinde öleceklerdi. Böyle bir durumda ne gezegenimizin ne de evrenin bugünkü gibi olmayacağı ve canlılıktan bahis dahi edilemeyeceği çok açıktır. Sonsuz akıl sahibi olan Allah, bu değeri tam olması gerektiği gibi, yani 1, 6 x 1019 olarak belirlemiştir.

Nötronlar Kütlesinin Ne olması Gerektiğini Bilemezler

Nötronlar 1, 67 x 10-24 gram değerinde sabit bir kütleye sahiptirler. Eğer nötronun kütlesi bugün olduğundan % 2 daha fazla olsaydı nötronlar kısa süre içinde bozunuma uğrar ve atomlar kararsız bir yapıya sahip olurdu. Bu durumda yaşam için gerekli hiçbir element var olamaz, evrendeki tek element sadece hidrojen olurdu.

Diğer yandan, nötronun kütlesi normalde olduğundan çok daha az hafif olsaydı, bu sefer protonlar istikrarsız bir yapıya sahip olurlardı. Bu durumda protonların kütlesi çekirdek içindeki nötronların kütlesinden daha fazla olurdu ve protonlar bozunuma uğrayarak nötronlara dönüşürlerdi. Fizikçiler, nötronun kütlesini şimdi olduğundan binde 2 oranında az olması durumunda, bugünkü yapıda atomların var olmasının imkânsız olacağını söylemektedirler. Kısacası böyle bir durumda hayat diye bir şey de olmayacaktı.

Bütün bu son derece hassas dengeler hem makro âlemde hem de mikro âlemde Yaratıcı’nın sonsuz aklını gösterir. Her detay insanın aklının alamayacağı titizlikte ve güzellikte ince ince hesaplanmış ve mükemmel kâinat Allah tarafından yaratılmıştır…

Kaynak: http://www.atommucizesi.com/

İman ettiğini söyleyen biri üzüntüye kapılabilir mi?



İnsanların çeşitli olaylar nedeniyle sürekli üzüntüye kapıldıklarını görüyorum. En ufak bir sıkıntıda ağlıyor, isyan ediyor, hayata küsüyorlar. Bir insanın söylediği lafı günlerce düşünüyor, işyerinde birileriyle tartışıyor günlerce bunun sıkıntısını hissediyorlar. İnsanlara inanılmaz değer veriyor, onları razı etmeye uğraşıyor, bunun için çok büyük çaba sarf ediyorlar. Hâlbuki bütün insanlar Allah’ın kontrolündedir. Her insanın yaptığını da söylediğini de Allah yaratır. İşte iman eden insan ile iman etmeyen arasında bambaşka bir bakış açısı vardır. İman eden insan her olayda hayır görür, hep Allah’a teslimdir. İman etmeyen ise hayatı boyunca acı içinde kıvranır. İmansızlığının karşılığını yıllarca azap içinde yaşayarak alır. Ruhu daima fırtınalarla doludur. Üzüntüden üzüntüye, sıkıntıdan sıkıntıya sürüklenir. İman eden bir insan tevekkülle ve sabırla kalbi huzur içinde yaşarken iman etmeyen birbirinden zor sıkıntılarla boğuşur.

İman etmeyi hiçbir zaman kabul etmeyen insanların bu sıkıntıları yaşamaları normaldir. Peki iman edenlerin içlerinde sıkıntı duyması, olaylar karşısında üzüntüye kapılmaları makul müdür? Bunu şöyle açıklayabiliriz. İman eden insanlar da Allah korkusu ve derinlikleri açısından birbirlerinden farklıdırlar. Allah Kuran'da, "Allah katında onlar derece derecedir. Allah yaptıklarını görendir." (Al-i İmran Suresi, 163) ayetiyle bu gerçeği bildirir. Allah başka bir ayetinde de "Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir..." (Hucurat Suresi, 14) hükmüyle imanın henüz kalplerine yerleşmediği kimselerden bahsetmektedir. Başka bir ayette de "Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir." (Fatır Suresi, 32) hükmüyle inananlar arasında geride kalan, orta yolu tutan ya da öne geçen kimseler olabileceğine dikkat çekilir.

Kuran’da iman ettiğini söyleyen, fakat imanlarını zulümle karıştıran insanlardan bahsedilir. Bunun anlamı, insanın Allah’ın yüceliğini bildiği halde, Kuran’a uyması gerektiğini bildiği halde hala dinsiz insanların gösterdiği ahlaktan kurtulamamış olmasıdır. Bu insanlar imanı yaşamakla birlikte, nefisleriyle çatışan bir durumla karşılaştıklarında ya da zorlukla karşılaştıkları anlarda, Kuran ahlakına uygun bir tavır sergileyemezler. Tavırları dinsiz bir insanın tavrıyla çok benzeşir. Onlar gibi üzülür, yese kapılır, küser, alınır, kendi kendilerine sürekli zulmederler. Bütün olayların Allah’ın kontrolünde olduğunu, tevekkül etmeleri gerektiğini düşünmezler.

Böyle insanlardan söz ederken, akla sadece dinin hükümlerini açık açık reddeden, dine muhalif tavırlar gösteren insanlar gelmemelidir. Burada ele aldığımız kimseler, Kuran hükümlerinin pek çoğunu uygulayıp hayatlarının büyük bölümünde mümin tavrı gösterebilirler. Ancak bazı konular da vardır ki, bunların Kuran'a göre yanlış olduğunu anlamak istemeyebilir ya da bunu gereği gibi kavrayamamış olabilirler. Bazı insanlar Müslüman olarak yaşadıkları halde, bazı inanç ve davranışların Kuran'a muhalif olmadığını, helal ve haram olarak bildirilen konuları aşmadığını düşünebilirler. Örneğin birçok insan duygusallığın Kuran ahlakına uygun bir davranış olmadığını anlamaz ya da bunu anlamazlıktan gelir. Oysa duygusallık Kuran'a muhalif bir karakterdir ve Kuran'ın birçok ayetinde bu açıkça görülmektedir.

Sözgelimi bir yakının ölümü üzerine, Müslüman bir kişi onun yok olmadığını, sonsuz hayatı için yeni bir başlangıç yaptığını düşünür ve eğer bu yakını mümin ise onun için cenneti umarak sevinç duyar. Ayrıca ölüm Allah'ın bir takdiridir ve Allah her olay gibi ölümü de hayırla yaratır. Dolayısıyla mümin, bir yakını dahi olsa, onun ölümünde hayırlar olduğunu bilir, Allah'tan razı olduğunu gösteren bir tavır içerisinde olur. Ama birçok insan bu gerçeği bilmesine rağmen, bir yakınının ölümü ile cahiliye tavrı gösterebilmekte, duygusal davranarak aşırı tepkiler verebilmektedir.

Bu gibi tavır bozukluklarının Kuran ahlakı ile çatışan özellikler olduğunu düşünmeyen kimseler, bu davranışlarını sürdürmekte bir sakınca görmezler. Hayatlarının bazı anlarında, bunlara benzer cahiliye özellikleri taşıyarak, cahiliye insanlarının hayatına benzer bir hayat yaşarlar. Bu yüzden de müminlerin yaşamadığı ama cahiliye insanlarında görülen sıkıntıları yaşar, müminlerin aksine sık sık mutsuz olurlar.

Bu nedenle 'iman ediyorum' diyen her insanın, Allah'ın Kuran ile müminlere vaat ettiği 'dünyada ve ahirette güzel bir hayat yaşanması' özelliğinin kendisinde tecelli edip etmediğini, bu bilgiler doğrultusunda gözden geçirmesi gerekmektedir. Eğer hala hayatının belirli anlarında az da olsa mutsuzluklar, sıkıntılar, azaplar yer alıyorsa, bu hatırlatmaları üzerine almalıdır.

Bütün yaşamı boyunca azap ve sıkıntı çeken bir insan için ise çözüm , "... Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle belirtildiği gibi çok kolaydır: İnsanın gizli ya da açık cahiliye ahlakından kalan her ne özelliği varsa bunları terk etmesi ve bunun yerine Kuran'a uygun davranması ana çözümdür. Allah'a iman eden ve Kuran'a uyan her mümin, Kuran'a daha samimi yaklaşmalı ve ayetlerde anlatılan mümin ahlakına ters düşecek her türlü tavır ya da düşünceden kurtulmalıdır; Kuran ile bildirilen gerçekleri sadece teorik olarak bilmeyi yeterli görmemeli, bunları pratik hayatta da her an hissetmeli ve yaşamalıdır; Allah'ın her yeri sarıp kuşattığını, insanın içinden geçen gizli saklı tüm niyetlerini bildiğini, gizli samimiyetsizlikleri de gördüğünü unutmamalıdır.

Kaynak: http://www.gizliazaplar.com/