2 Nisan 2010 Cuma

İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar



İnsanların çoğu dış dünyanın beynimizde oluştuğunu düşünmekten çekiniyorlar. Madde insanların beyninde oluşuyor, görüntü olarak Allah oluşturuyor. Dışarıda madde var ama dışarıdaki saydam olan, simsiyah karanlık olan madde ile insan bir bağlantı kuramıyor. Dış dünyadaki maddenin aslını Allah biliyor. İnsanların asıl gördükleri Allah’ın beyinlerinde yarattığı görüntüdür. O görüntü de Allah’ın meydana getirdiği hafif amperdeki bir elektrikle oluşuyor. Çok az bir amperdeki elektrikle, beynine gelen çok düşük volttaki bir elektrik beyninin içerisinde, küçücük bir et parçasının içerisinde bütün bu gördüğümüz alem oluşuyor. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, kavga ediyor. Elindeki çeki senedi yırtıyor birbirlerinin başına atıyor. Arbede çıkartıyorlar, kan gövdeyi götürüyor. Ama bunların hepsi insanların beyninin içinde oluşuyor.

İnsanlar rüyalarında da kavga ederler, olay çıkartırlar. Kaçar, kovalanır, hastaneye kalkar, bağırır, çağırır, ağlarlar. Uyanınca da “Aman kâbusmuş” derler. Dünya da işte bir rüya yeridir. Öldüğümüzde biz yine bu rüyadan başka bir rüyaya geçmiş olacağız. İnsan rüyadan rüyaya geçer. Allah ayetinde “siz tabakadan tabakaya bindirileceksiniz” diyor. İşte insanlar da rüyadan rüyaya geçiyorlar. Hatta ölüp de uyandıklarında “Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?” diyorlar. Adam uyuduğu kanaatinde, uykudan kalktığı kanaatinde rüyadan kalktığı kanaatinde “uyuyorduk biz” diyor, “yattık kalktık burası neresi, nerdeyiz biz?” diyor, “ne oldu böyle?” diyerek şaşırıyor. Aklına bile gelmiyor öldüğü. Sonra çağırıcı çağırdığında herkes o tarafa koştuğunda cehennem’in arazisine giriyorlar. “Eyvah bize” diyorlar “ bu din günü” diyorlar. “Öldük” diyorlar. “Öldük ve dirildik” diyorlar. “Şimdi anladık” diyorlar. “Sonra da Allah’a diyorlar: “Ya Rabbi diyorlar, bizi geri gönder, biz hatamızı anladık, eksikliklerimiz var, çok mükemmel olacağız” diyorlar. Allah da diyor ki, “dönseler gene ahlaksızlıklarına devam ederler”. Çünkü onlar kendilerini çok akıllı zannediyorlar. O görüntüyü bilerek döneceklerini zannediyorlar. Hâlbuki Allah onları gönderse bile unutturarak gönderir. Dünyaya geri dönse bile cehennem görüntüsünü, Allah’ın huzurunda hesap verdiğini hatırlasa bile ne der biliyor musunuz? “Ne korkunç rüya gördüm arkadaşım” der. Ve eski azgınlığına bütün şiddeti ile devam eder.

Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler. (Yasin Suresi, 51)

Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş". (Yasin Suresi, 52)


Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür." (Saffat Suresi, 20)

"Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür." (Saffat Suresi, 21)


İnsanlar dünyada yaşarken aslında uykudadırlar, fakat ölünce uyanırlar. Ölüp tekrar diriltildiklerinde ve Allah’ın huzuruna getirildiklerinde dünyanın bir imtihan yeri olduğunu ve aslında dünyada çok çok kısa kaldıklarını anlarlar. Asıl hayat şimdi başlayacaktır ve bu hayat sonsuza kadar devam edecektir. Dünya hayatını Allah’ı hiç düşünmeden, nefsine uyarak, dalıp oyalanarak geçirenler sonsuza kadar cehennemde yaşayacaklar. Hayatını Allah için yaşayan, hayatı boyunca Salih amellerde bulunanlar ise sonsuza kadar cennet ile ödüllendirilecekler…

O, yalnızca bir tek çığlıktan başkası değildir; artık onların hepsi toplanmış olarak Huzurumuz'a getirilmişlerdir. (Yasin Suresi, 53)

İşte bugün hiç kimseye (hiç)bir şeyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık görmezsiniz. (Yasin Suresi, 54)


Kaynak: (http://www.olumkiyametcehennem.net/)

Blog’da her yazılan yazının bir hikmeti olması gerekmez mi?



Her gün bloglarda yüzlerce yazı yayınlanıyor. Uzun uzun futbol konusunda yazanlar, magazin konusunda yazanlar, aile hayatlarını anlatanlar, ekonomik krizle ilgili yazanlar… Daha önce de yazmıştım, blog yazarı olmak içi boş bloglar yazmak değildir diye. Bir insanın vakti son derece değerlidir. Yaşanan bir günü geri getirmeniz mümkün değil. Bu yüzden o günü yaşarken her dakikasının çok değerli olduğunu mutlaka düşünmek gerekir. Bir insan o günü boş boş konuşarak, eğlenceye dalarak, dedikodu yaparak bomboş geçirebilir, üstelik bu kendisine çok büyük zarar getirir. Fakat o günü hikmetli konuşarak, hikmetli yazarak, Allah’ı anarak da geçirebilir. Her konuştuğunun bir anlamı olur, karşısındaki kişiye büyük fayda getirir, onun düşünmesine ve birçok şeyi akletmesine vesile olur. Kuran’da bir insana hikmet verildiğinde bunun çok büyük bir hayır olduğu şöyle bildirilir:

Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi, 269)

Bir insan nasıl hikmetli konuşmaya dikkat etmeliyse hikmetli yazmaya da çok dikkat etmelidir. Eğer yazınız insanlara bir şey kazandırmıyorsa, düşündürmüyorsa, onları iyiliğe ve doğruluğa yöneltmiyorsa, onlara birçok çözümler sunmuyorsa, o zaman hem yazan için hem de okuyan için çok büyük bir vakit kaybıdır. İnsanlar günümüzde çok zorluk ve sıkıntı içindeler, tevekkül nedir bilmiyorlar, kredi kartı borcundan intihar edenler, çocuklarını terk edenler, öfkeye kapılıp eşini çocuğunu öldürenler var. İnsanlar bir lokma ekmeğe muhtaç, ekonomik kriz bütün dünyayı sarsıyor. Tüm dünyada Müslümanlar zulüm içinde, her geçen gün onlarca masum insan şehit ediliyor. Şimdi böyle bir ortamda yaşarken insanları bilinçlendirmek, gafletten uyandırmak her insanın sorumluluğu değil mi?

Hikmetsiz ve boş konuşmak ve yazmak bir insan açlıktan ölmek üzereyken karşısına geçip bir sinema filmi anlatmaya benziyor. İnsanın yazarken öncelikli olarak aciliyet ne diye düşünmesi gerekir. İnsanları, yaratılış, Türk İslam Birliği, ahir zaman ve Mehdiyet, dünya hayatının geçiciliği, kıyamet, ölümün yakınlığı, Müslümanların çektiği zulümler konusunda bilgilendirmek çok ama çok hayati bir konudur. İçinde bulunduğumuz dönem eğleneceğimiz, hayatımızı boşa geçireceğimiz, boş boş konuşup boş yazacağımız bir dönem değildir. Bu yüzden bütün blog yazarlarının bir yazı yazarken bir an için durup düşünmelerini ve vakitlerini harcadıkları yazının çok hikmetli, insanlara fayda getiren bir yazı olmasına gayret etmelerini söylemek istiyorum. Çünkü ancak bu yazılar yazarın hem kendisine hem de okuyan insanlara fayda sağlayacak aksi ise boşa vakit geçirmekten ibaret olacaktır…

Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir; (Mü'minun Suresi, 3)

http://www.guzelsozunonemi.com/

Makro dünya – Mikro evren - Video



Evrimciler 21. yüzyılda gelişen teknolojiye ve bilime rağmen hala evrim teorisinin gerçek olduğunu ileri sürebiliyorlar. Oysa Darwin zamanında elektron mikroskobu bile yoktu, Darwin hücreyi içi su dolu bir yapıdan ibaret sanıyordu. Hayvanlar arasında hiç ara fosil olmamasına şaşırıp kalıyor, balinaların nerden evrimleştiği sorusuna “ayılardan diyelim” diye cevap veriyordu. Çünkü gözüne takılan ve karada yaşayan en büyük canlı ayıydı! İşte evrim teorisi böyle masallar ve geniş bir hayal gücü ile ortaya atıldı ve 21. Yüzyıla kadar da birçok insan bu masala inandı.

21. Yüzyılda ise durum çok değişti. Elektron mikroskobunun bulunması, hücrenin ve DNA’nın muazzam kompleks yapılarının keşfi, milyonlarca hiç değişmeyen fosilin bulunması evrim teorisinin tam anlamıyla çökmesine neden oldu. Dünya çapında dağıtılan Yaratılış Atlası isimli kitap milyonlarca yıl önce yaşayan canlıların hiçbir değişikliğe uğramadığını ispatlayan fosil resimleriyle doluydu. Bir sabah ofislerine geldiklerinde bu teoriyi tam anlamıyla yıkan kitapla karşılaşan bilim adamları adeta şok geçirdiler. Gazeteler bu kitabı bir atom bombası etkisi oluşturduğunu yazdılar. Artık evrimcilerin yenildiklerini itiraf etmeleri gerekir. Türkiye’de yaratılışa inananların sayısı bugün %95’tir. Türkiye’de olduğu gibi tüm dünyada insanlar hızla yaratılış inancına doğru yöneliyorlar. Kâinattaki her detayın Allah’ın muhteşem aklını ve sanatını yansıttığını görebiliyorlar. Kâinatta yaratılan o kadar hassas dengeler var ki, o kadar mükemmel bir düzen kurulmuş ki bunun asla tesadüflerle oluşamayacağını biliyorlar. http://vimeo.com/9525356 Bu linkten Makro Dünya- Mikro Dünya isimli videoyu seyretmenizi tavsiye ederim. Makro dünyadan Mikro dünyaya kadar kâinatta gördüğünüz küçük büyük her detay Allah’ın gücünü ve kudretini yansıtmaktadır. (Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (Bakara Suresi, 107)

Kaynak: http://www.evrimicokertensiteler.com/

Ayet Açıklamaları İle İlgili Çok Güzel Bir Site



Bugün blog yazarları ile çok güzel bir site paylaşmak istiyorum. Bu sitede Kuran’da okuduğunuz ayetler detaylı olarak açıklanıyor. Siteyi http://www.birayetbiraciklama.com/ adresinden ziyaret edebilirsiniz. Sitede ayetler konularına göre ayrılmış, mesela Allah korkusu ile ilgili ayetlerin açıklamalarını hepsini bir yerde görebiliyorsunuz. Sürekli de yeni ayet açıklamaları ekleniyor. Bildiğiniz gibi ayetlerin çok derin anlamları vardır. Bu yüzden böyle bir sitenin hazırlanmış olması bütün insanlar için son derece büyük bir hizmettir. Bu açıklamaları okuyan insanlar böylece ayetlerde göremedikleri hikmetleri de görmüş olacaklar.

Kaynak: http://www.birayetbiraciklama.com/

İran ve İsrail’in arası nasıl düzelebilir?



Ahmedinejad “Asker çözüm değil” diyor. “İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad son yaptığı açıklamalarda dünyadaki sorunların askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini, adaletsizlik ve saldırganlık kurbanı insanların acılarının ve dertlerinin, tüm milletlerin işbirliği ile azaltılabileceğini” söyledi. Fakat buna rağmen İsrail ve İran arasında sürekli gerilim yaşanıyor. Peki bu bir anda tırmanan sonra sakinleşen ardından tekrar tırmanan gerginlik nasıl çözülebilir?

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın sürekli bir barışı sağlamak için yapması gereken Türkiye’den yardım almaktır. İran Türkiye’ye bakanlarını gönderebilir ve bir basın toplantısı düzenlenebilir. İsrailli Museviler ve İran’dan bakanlar bu toplantıya katılmamalılar. Ortak bir açıklama yapılsın ve bir garanti verilsin. İsrail sürekli İran’ın atom bombası kullanacağından tedirgin. “Atom bombası yapacaklar, bize atom bombası atacaklar” diyor. Hâlbuki daha önce yazılarımda bildirdiğim gibi İslam dininde atom bombası haramdır. Atom bombası atıldığında atılan ülkede masum birçok kadın ve çocuk şehit olacaktır. Sonuçta bütün bu gerçekler Türkiye’de yapılacak toplantıda dile getirilmelidir. Bu toplantı sorunun çözülmesi için yeterli olacaktır. Toplantının sonunda bir açıklama yapılır, bir dostluk yemeği verilir ve konu biter. Yoksa bu iş çok uzar, gerginlik durmadan devam eder.

İsrail dindar Musevilerin, dindar Hıristiyanların, dindar Müslümanların bulunduğu bir ülkedir. Çok fazla Filistinli Müslüman da bu topraklarda yaşıyor. İsrail kimliği taşıyorlar. İsrail kimliği taşıyan çok fazla Hıristiyan ve çok fazla da Musevi dindar insan var. Çocuklar var, kadınlar var. Sonuçta İran’ın atom bombası kullanarak bu masum insanları şehit etmesi mümkün değildir.

Şu anda Mehdiyet devrindeyiz. Museviler ve Hıristiyanlar Hz. Mehdi’nin koruması altında olacaktır. Bunu peygamberimiz bildirmiştir. Peygamberimiz “Hz. Mehdi Musevilere Tevrat’ın aslı ile hükmedecektir” diyor. “Hıristiyanlara İncil’in aslı ile hükmedecektir” diyor. Burada şefkat, merhamet, koruyup kollamak var. Hz. Mehdi Müslümanlara da, Hıristiyanlara da, Musevilere’de sahip çıkacaktır. Hiç kan akıtılmayacak, uyuyan kişi dahi uyandırılmayacaktır. Savaşarak, kan dökülerek, insanları yurtlarından sürerek hiçbir devlet mutlu olamaz. Ortadoğu’da zulmün tek çözümü lider Türkiye başkanlığında Türk İslam Birliği’nin kurulmasıdır. Filistin’de kardeşlerimizin ezilmesinden rahatsız olan, İsrail’de de Musevilerin ezilmesinden rahatsız olan, Hıristiyanların da ezilmesinden rahatsız olan Türk İslam Birliği’ni istemelidir. Bütün İslam ümmetinin birleşmesini, bütün Türklük aleminin birleşmesini ve Türkiye’nin de lider olmasını istemelidir. Böylece savaş, anarşi, terör tamamen biter. Ne İsrail’den bir rahatsızlık olur, ne Filistin’den bir rahatsızlık olur. Ne Irak’ta bir rahatsızlık olur. Ne cami bombalayabilirler, ne insanları yurtlarından sürebilirler. Hiçbir zulüm yaşanmaz. Bütün hapishaneler Hz. Mehdi döneminde boşalacaktır. Ne İsrail’de ne Filistin’de, ne Irak’ta hiçbir yerde hapishanelerde adam kalmayacaktır. Daha önce de söylemiştim, Hz. Mehdi’ye hemen itaat edecek ülke İran’dır. Hz. Mehdi’de Ortadoğu’da zulüm yaşanmasına ve masum insanların şehit edilmesine asla izin vermeyecektir.

http://www.filistinzulmu.com/ http://www.turkislambirligi.com/

1 Nisan 2010 Perşembe

Prof. Celal Şengör’ün evrimle ilgili iddialarına cevap



Bildiğiniz gibi Prof. Celal Şengör bir televizyon programına çıkıp evrimle ilgili birçok iddia orataya attı ve 21. yüzyılda bilimsel bulgularla tamamen çökmüş olan bu teoriyi savunmaya çalıştı. Yıllardır evrimcilerin hiçbir kanıt göstermeden tekrarladığı geçersizliği ispatlanmış konuları tekrar tekrar gündeme getirmeye çalışıp, cevap veremediği noktalarda da bu konuları tamamen inkar ederek insanları ikna etmeye çalıştı. Oysa bütün bu iddiaların hepsine verilecek cevaplar var, hepside 21. yüzyılda bilim tarafından ispatlanmış cevaplardır.

Tabii 21. yüzyılda tüm gelişmeleri takip eden, evrimin tüm çıkmazlarını çok iyi bilen bir kişiyi Celal Şengör’ün ikna edebilmesi mümkün değildir. Bu konuda çok bilgi sahibi olmayan kişiler karşılarında konuşan kişinin profesör olduğunu düşünüp, doğruyu söylüyor şeklinde yanlış bir inanca kapılmış oalbilirler. Oysa Celal Şengör’ün iddiaları yine dünya çapında bilim adamları tarafından çürütülmüş ve bu iddiaların geçersizliği bilimsel kanıtlarla ispatlanmıştır. Şimdi Celal Şengör’ün evrimle ilgili geçersiz olan iddialarının nasıl çürütüldüğünü görelim:

Mutasyon İddİası

Mutasyonlar canlıya ya zarar verir ya da etkisizdir. Faydalı mutasyon yoktur. (Hiroşima, Çernobil, cücelik, kanser).

Mutasyon DNA’ya yeni bilgi eklemez. Oysa yeni bir türün ya da yeni bir özelliğin oluşması için bu gereklidir. (Kanadı olmayan bir canlıda yeni bir kanat çıkmaz, ancak iki bacak yerine üç bacak olur.)

Tesadüfen tek bir hücre dahi oluşturulamaz. Bunu iddia eden kişiler bugüne kadar laboratuvar şartlarında bir tane canlı bir varlık ya da hücre oluşturamamışlardır.

4 ayaklılıktan 2 ayaklılığa geçiş iddiası

4 ayaktan 2 ayağa kalkmak bir avantaj değildir. Dört ayaklılık gizlenmek ve avlanmak açısından daha hızlı ve verimlidir. Ayrıca hayvanlar bir tespit yapmak istedikleri zaman iki ayağı üzerine kalkabilirler.

Bir canlının evrimcilerin iddiasına göre 4 ayaktan 2 ayağa geçene kadar birçok ara duruş yaşaması gerekir. Bu da, evrimcilerin iddiasına göre bile imkansızdır.

DİNOZORLARIN KUŞA EVRİMLEŞTİĞİ İDDİASI

Evrimcilere göre ilk önce otobur dinozorlar vardı. Sonra bunlar, küçük yapılı ve etobur dinozorlara, ardından da kuşa dönüştü. Bu sadece hayali bir senaryodur, çünkü:

Etobur ve otobur dinozorlar aynı dönemde yaşamışlardır. Dinozorlarla aynı dönemde 150 milyon yıllık mükemmel bir kuş olan Archaeopteryx vardı.
Kuşların akciğerleri, ayak yapıları, çene, damak ve diş yapıları, kemik yapıları kara canlılarınkinden tamamen farklıdır.

Dünyadaki en kıdemli kuşbilimci Darwinist Alan Feduccia dinozordan kuşa evrimleşme iddiası hakkında şunları söyler:

"25 sene boyunca kuşların kafataslarını inceledim ve dinozorlarla aralarında hiçbir benzerlik görmüyorum. Kuşların dört ayaklılardan evrimleştiği teorisi, paleontoloji alanında 20. yüzyılın en büyük utancı olacaktır." (New Scientist, 1 Şubat 1997, s. 28)

SÜRÜNGENDEN MEMELİYE GEÇİŞ İDDİASININ GEÇERSİZLİĞİ

Darwinistler iki çene kemikli Therapsidleri sürüngenlerle memeliler arasında bir geçiş formu olarak göstermeye çalışırlar. Bu iddia geçersizdir, çünkü:

3 parmaklı, 2 parmaklı, tek parmaklı hayvanlar vardır. Kafatası kemikleri de her canlıda farklıdır. Dolayısıyla çene kemiği sayısının farklı olması bu canlının bir ara geçiş olduğuna delil değildir.

Söz konusu iddiayı destekleyen tek bir tane bile ara fosil yoktur.

Memeliler sıcakkanlıdırlar, sürüngenler soğukkanlıdır. Memeliler yavrularını doğururlar, emzirirler ve vücutları tüylerle kaplıdır. Sürüngenler yumurtlayarak çoğalırlar, yavrularını emzirmezler ve vücutları pullarla kaplıdır.

“Bakterilerin antibiyotiğe direnç kazanması evrİmleşmedir” iddiası

Bakterilerin sayısız çeşitleri vardır. Bunların bir kısmı, “henüz daha antibiyotikler üretilmeden önce” o antibiyotiklere karşı direnç sağlayacak genetik bilgiye sahip olarak yaratılmışlardır. Bakteriler herhangi bir antibiyotiğe maruz kaldıklarında, söz konusu antibiyotiğe dayanıksız olanlar yok olur; dirençliler ise hayatta kalır ve daha fazla çoğalma imkanına kavuşurlar.

Bir süre sonra, aynı bakteri türü yalnızca söz konusu antibiyotiğe dirençli olan bireylerden oluşur ve artık aynı antibiyotik o bakteri türüne karşı etkisiz olur.
Ancak bakteri yine aynı bakteri, tür yine aynı türdür. Herhangi bir evrim yaşanmamıştır. Bakteriler 3.5 milyar yıldır yeryüzünde vardırlar ve hala aynı bakteri olarak varlıklarını sürdürürler.

Terliksi hayvanlardaki ışığa duyarlı hücrelerin “ilkel göz” olduğu iddiası

530 milyon yıl önce, Kambriyen döneminde yaşamış olan Trilobitin gözü günümüz yusufçukları ile aynı mükemmellikte petek göz yapısına sahiptir.
İnsana ait mükemmel göz, parçalarının ayrı ayrı evrimleşmesini imkansız hale getirecek kadar kompleks bir yapıya sahiptir. Gözü oluşturan 40 ayrı parçanın, gözün işlevini gerçekleştirebilmesi için mutlaka bir arada olması şarttır. Yalnızca göz sıvısının olmaması bile gözün işlevini yitirmesi için yeterlidir.

Darwin, arkadaşı Asa Gray’e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli mektubunda: “Gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu.” demektedir.

“HER YIL 40 BİN TÜR YOK OLUYOR, 1000 TÜR OLUŞUYOR” İDDİASI

Yeni bulunan türler zaten halihazırda dünyada yaşamakta olan, ancak şu ana kadar keşfedilmemiş türler olabilir.

Ya da Allah yeni bir tür yaratıyor, insanlar da bu yeni türü keşfediyorlardır. Allah’ın yoktan yaratması, insanlardan uzakta, gözle görülmeyen yerlerde gerçekleşmektedir. En doğrusunu Allah bilir. Allah bunu mucize olarak yaratmaktadır. Yoksa insanların gözlerinin önünde, örneğin hayvanat bahçelerinde böyle bir durum gerçekleşmez. Tabii ki Allah’ın dilemesi dışında.

Hayatın başlangIcInda hiç oksijen olmadığı, oksijenin sonradan oluştuğu iddiası

Darwinistler hayatın kökeni ile ilgili yaptıkları deneylerde hiçbir zaman oksijen kullanamıyorlar. Çünkü bir aminoasit oluşsa da oksijen bunu hemen yakıp yok ediyor. Miller deneyi de oksijensiz yapılmıştı. Bu nedenle ilkel atmosferde oksijenin varlığını reddediyorlar. Ancak bu doğru değildir, çünkü:

Yaşı 3.5 milyar yıl olan ve üzerinde okside olmuş demir ve uranyum birikintilerine rastlanan taşlar bulundu.

Aynı dönemde dünya yüzeyine Darwinistlerin tahminlerinden 10 bin kat daha fazla ultraviyole ışını ulaştığı anlaşıldı. Buna göre, atmosferdeki su buharı ve karbondioksiti ayrıştırıp mutlaka oksijen açığa çıkarmış olması gerekiyor.
Eğer Darwinistlerin iddia ettikleri gibi ilkel atmosferde oksijen olmasaydı, o zaman Dünya’yı morötesi ışınlardan koruyan ozon tabakası da olmazdı. Böyle bir durumda, çok yoğun miktarlardaki ultraviyole ışınlarına maruz kalacak olan dünya üzerinde herhangi bir organik molekülün yaşayamayacağı da açıktır.

Açıkça gördüğünüz gibi Celal Şengör’ün iddialarının hepsi 21. yüzyılda bilim tarafından çürütülmüştür. Yine bu yüzyılda ortaya çıkarılan yüz binlerce fosil tek bir ara geçiş formunun olmadığını göstermiştir. Milyonlarca yıllık canlı fosilleri günümüz canlılarıyla tıpatıp aynıdır. Dolayısıyla bir profesörün anlattıklarını dinlerken, dünyadaki bilimsel gelişmelere bakıp, dünya çapında bilim adamlarının keşiflerine bakıp, göz önündeki delillere bakıp akılcı ve mantıklı düşünerek ondan sonra söylenen sözleri kabullenmek gerekir. Aksi taktirde tüm dünyanın kabul ettiği bilimsel bulgularla ispat edilmiş gerçekleri bile göremeden körü körüne bu teoriyi savunan ve bu kişiyi de körü körüne dinleyen insanlar ortaya çıkar.

Yukarıda Celal Şengör’ün tüm iddialarının cevaplarını açıkça belirttim, dolayısıyla evrim konusunda bilgisi olmayan insanlar bu iddiaları ağızları açık bir şekilde dinleyebilirler, ama bu konuda bilinçli olan hiçbir insan artık bu hayali iddialara inanmaz, Allah’ın tüm kainatı müthiş bir akılla yarattığını görür. Gerçek apaçık ortadadır. Evrim teorisi 21. yüzyılda tamamen çökmüş, fosillerin altına gömülmüştür. İster kabul edilsin, ister edilmesin gerçek budur. Dolayısıyla Celal Şengör’ün evrimi savunması ve zaten çoktan çürütülmüş iddiaları ortaya atması da bu gerçeği hiçbir şekilde değiştirmez…

Size kanser teşhisi konduğunda…



İnsanın gözüyle hiçbir zaman göremeyeceği, günlük hayatta farkında bile olmadığı herhangi bir organındaki herhangi bir hücre... Bu hücre diğer trilyonlarca arkadaşıyla uyum içinde yaşarken, birden ne olduğu bilinmeyen bir şey olur ve yapmaması gereken bir şeyi yapmaya başlarsa ne olur? Bu küçük canlı o güne kadar 24 saat görevini yaparken, bölünmemesi gereken bir anda birdenbire bölünmeye başlarsa ve durmaksızın çoğalmaya devam ederse ne olur? İşte, hiç farkında olunmayan o küçük canlı, bu işlem sonucunda milyonlarca insanın hayatının sona ermesine sebep olan kanser hücresini meydana getirir.

Kanser Nedir?

En genel tanımıyla, hücre tarafından ortaya konan ve sebebi henüz anlaşılamamış anormal bir davranıştır. Bu anormal davranış, bedenin herhangi bir yerinde, herhangi bir hücrede ve herhangi bir zamanda aniden başlayabilir.

Normal Hücrelerden Hızlı Çoğalırlar…

Kanser hücreleri, komşuları olan normal hücrelere göre daha hızlı çoğalırlar. Normal hücrelerin büyüme evreleri vardır ve hücreler, yetişkinliğe ulaşınca büyümeleri durur. Kanser hücreleri ise besin kaynağı buldukları sürece, hiçbir zaman bölünmeyi durdurmazlar. İlk akla gelen soru ise kanser hücrelerini normal hücrelerden ayıran en temel fark olan bu durumun, nasıl olup da birden ortaya çıktığıdır.

Kanserli Hücre Nasıl Anlaşılır?

Kanserli hücrelerin etraflarındaki hücrelerle her zamanki ilişkilerinde bir değişiklik olur. Eskisinden daha bağımsız, asi ve diğer hücrelerle uyumlu olmaktan çıkıp kendi başlarına hareket etmeye yani "bencil", hatta "kötü komşu" davranışı sergilemeye başlarlar. Örneğin hücre yapışkanlığını yitirirler. Bu yapışkanlık, gelişmenin en önemli faktörlerinden biridir; bölünen hücreler yüzeylerindeki özel proteinler sayesinde komşularıyla birbirlerine yapışma eğilimi gösterirler. Normal hücrelerin bu temel niteliğinin kaybolması, habis büyümeye diğer bir deyişle kansere yol açan önemli bir unsurdur.

Kanser Hücreleri Nasıl Organize Olurlar?

Yukarıdaki iki özelliğin birleşmesi; yani hücre bölünmesinin artan hızı ile birlikte, hücre yapışkanlığının kaybolması öldürücüdür. Bu durum, yeni ve uyumsuz, garip bir dokunun, doğduğu noktadan hızla yayılarak büyümesi demektir.
Ayrıca kanserli hücreler "metastaz" da yapabilirler, başka bir deyişle kan dolaşımıyla bedenin başka yerlerine gidip, orada yeni kanserli koloniler oluşturabilirler. Zamanla bu habis hücreler, içinde doğdukları bedeni öldürürler.

Kontrolden Çıkan Hücreler

Normal hücrelerde bölünme programını durduran sınırlamalar ve yasaklar vardır. Hücre bölünmesinin yasaklanması, hücreler belli bir boşluğu doldurduklarında veya önceden belirlenmiş bir toplam kütleye eriştiklerinde ortaya çıkar.
Bölünme programını durduran sınırların ne olduğu, nasıl çalıştığı, bölünmenin başlangıç ve bitiş emirlerini neyin verdiği, tıbben halen bilinmemektedir. Bilinen tek şey, bu yasaklamaların kalkmasının, kanserin başladığı anlamına geldiğidir.

Allah'ın kanser gibi bir hastalığı yaratmasının ardında kuşkusuz önemli hikmetler ve bir amaç vardır. Allah, yarattığı sistemde en ufak bir değişiklik olduğunda bunun nasıl sonuçlar vereceğini kanser ile göstermekte, insanlara aciz birer varlık olduklarını düşündürmektedir.

Kanserli Hücreler Nasıl Beslenir?

Kanserli hücreler besin buldukça, sınır tanımaz çoğalmalarını sürdürürler. Besinlerinin kaynağını da içinde yaşadıkları beden oluşturur. Vücutta 100 trilyon hücreyi besleyen dolaşım sistemi, yani kan, kanserli hücrelere de ihtiyaçları olan besini götürür.

Sağlıklı akciğerler, içlerinden kolaylıkla hava geçebilen temiz solunum borularına sahiptir. Sağlıklı olduklarında akciğerlerin küçük alveolleri tüm oksijen ihtiyacını karşılayabilir ve tüm karbondioksit yükünü boşaltabilirler.

Sağlıklı akciğerlerin içindeki silia (solunum yolları yüzeyini kaplayan sivri uçlu kamçılar), kas tabakasının yutağa doğru hareket etmesinin devamlılığını sağlamak için sürekli ve şiddetli bir şekilde atarlar. Kanser akciğeri istila ettiğinde ise, silia zayıflar.
Kanser hücreleri, bütün akciğer hücrelerinin normal işleyişine müdahale eder. Normal hücrelerden daha hızlı çoğaldıkları için de kısa bir süre sonra, kanser hücreleri sağlıklı hücrelerden sayıca daha fazla olurlar. Çok geçmeden normal hücreler zayıflar ve akciğer dokusunu sağlıklı tutan faaliyetlerini daha fazla sürdüremez hale gelirler.
Kanserli Hücreler, Kan Damarlarını Çoğalmaya Zorlar

Kanserli hücrelerin hızla çoğalmasıyla, mevcut damarlar, bu durmaksızın besin isteyen hücreleri beslemek konusunda yetersiz kalırlar. Ama kanser hücreleri bu engeli de aşarlar. Yakınlarındaki damar hücrelerini yeni kan damarları üretmeye zorlarlar. Kan damarları böylece kanser kütlesinin içine kadar uzar ve kanser hücreleri yeniden bölünmeye başlar.

Kan damarları büyüyüp daha çok besin taşıdıkça, kanser kütlesi de giderek büyür. Yapılan araştırmalar kanserli hücrelerin, kan damarlarının büyümesine neden olan bir sıvı salgıladıklarını göstermektedir. Bu salgının ne olduğu, özellikleri ve hücreleri ne şekilde etkilediği tıbben tam olarak açıklığa kavuşmamıştır.

Kanserli hücrelerin salgıladıkları ve kan damarlarının büyümesine neden olan sıvının tıbben açıklığa kavuşamamış olması, gerçekten de son derece dikkat çekici bir durumdur. Kanserli bir hücre yaşamını devam ettirmek için, modern teknolojiyle sentezlenemeyen, hatta ne olduğu bile bir türlü çözülemeyen bir maddeyi üretmektedir. Böylece damar hücrelerini etkileyerek kendisine besin taşıyacak yeni damarlar yaptırmaktadır.
Kimya Uzmanı Kanserli Hücreler

Kanserli hücrenin kan damarlarının büyümesine neden olan sıvıyı "kendi başına" salgılayabilmesi için; damar hücresinin üreme mekanizmalarındaki sırları çözmüş olması, bu bilgiler doğrultusunda ürettiği sıvıyla damar hücrelerini harekete geçirmesi ve kendisine hizmet ettirmesi gerekmektedir.

Unutulmaması Gereken Önemli Bir Nokta !!!

Vücuttaki kanseri başlatan ilk hastalıklı hücre de aslında doğuştan kanserli bir hücre değildir. Normal görünümde iken, hücre birden ne olduğunu bilmediğimiz bir emir ile bozulmaya uğrar ve bir kanser hücresi haline gelir.

Allah'ın İnsanlara Lütfu: Sağlıklı Bir Beden

Kanserli hücrelerle ilgili tüm bu gerçekler de göstermektedir ki; sağlık, özel bir yaratılışın sonucudur, Allah'ın insanlara sunduğu bir nimettir. Bunun karşılığında ise Allah'a şükretmek gerekir. Zira Allah, dilediği zaman sağlığı kolaylıkla geri alabileceğini, vücudun bilinmeyen bir noktasında ölümcül bir hastalık yaratabileceğini bize örnekleriyle göstermektedir.

İnsanın yapması gereken, kendisini yoktan var eden ve sağlık verip, onu "düzgün bir insan kılan" (Kehf Suresi, 37) Allah'a şükretmektir. İnsan hastalandığında ise, hastalığın da sağlığın da Rabbimiz'den olduğunu bilmeli ve Hz. İbrahim gibi, "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur" (Şuara Suresi, 80) diyerek Allah'tan yardım dilemelidir.

Kanser ve Mutasyon


Bir hücrenin bu önüne geçilmez özellikleri kazanmasının ne gibi bir nedeni olabilir? Bu henüz bilinmiyor. Dönüşümün tetiğini neyin çektiği de büyük bir soru. Ama bedende kanserin başlama biçimi ile ilgili olarak elde edilen bazı bulgular, akla mutasyonu, başka bir deyişle bir tek hücrenin DNA'sındaki bir değişimi getiriyor.

Kanseri, mutasyon ile ilişkilendiren bu bulgular şöyle;

Kanser, her zaman bir tek hücredeki ani bir değişmeyle başlıyor.
Hücre bir defa hastalanınca, ondan üreyenlerin hepsi hastalıklı oluyor. Yani, kötü özellik hücreden hücreye geçiyor.
Kanserli hücreler, görünen o ki, kendilerinden üredikleri normal hücrelere göre daha dayanıklı oluyor ve hayatta kalmak için avantaj elde ediyorlar.
Kanser yapan maddelerin çoğu, örneğin kimyasal maddeler, x-ışınları ve ultraviyole ışınları, aynı zamanda mutasyona da neden oluyorlar.
Dolayısıyla, kanserin en muhtemel nedeni, DNA'daki bir değişme, yani mutasyon. Kuşkusuz bunun tersini de söylemek mümkün; yani DNA'da değişiklik yaratan bir mutasyon, insanın kanser olmasına neden oluyor.

Bu durum ise, evrim teorisini bir kez daha çökerten önemli bir delili oluşturuyor. Çünkü, hatırlanırsa, evrimcilerin, canlıların nasıl tek bir kökenden gelip de böylesine farklı olabildiklerini açıklamak için kullandıkları açıklamalardan biri mutasyondur. Mutasyonların canlılarda "tesadüfi" değişiklikler yarattığını ve bu tesadüflerin bazılarının "yararlı" olduğunu; böylece yararlı bir özellik kazanmış yeni canlı türlerinin ortaya çıktığını öne sürerler. Oysa, daha önce de değindiğimiz gibi, evrimciler her ne kadar aksini iddia etseler de, "faydalı mutasyon" diye bir kavram yoktur. Mutasyonların tamamına yakını, kanser dediğimiz ölümcül hastalıklarla, Hiroşima, Nagasaki, Çernobil'de yaşanan türde hasarlarla sonuçlanmaktadır. Görüldüğü gibi evrimcilerin türlerin oluşumunu açıklamak için başvurdukları son çare olan mutasyonlar, sadece mevcut sistemi tahrip etmektedirler.

Mutasyonun bu zararlı özelliği sayesinde, DNA'da yazılan milyonlarca şifrelik bilgideki ihtişam da bir kez daha ortaya çıkar. Kusursuz bir düzenle yazılmış olan DNA'da meydana gelecek bir değişim, canlının sonu olabilmektedir. Bu tek bir değişmenin bile kansere yol açması, insanın DNA'sının ve dolayısıyla bedeninin hiçbir parçasının tesadüfen oluşmuş olamayacağını da bir kez daha açıkça gösterir.

Kanserden Korunmaya Neler Vesile Olmaktadır?

Sigara, alkol vs gibi kötü alışkanlıkları terk etmek,
Yoğun güneş ışınlarından korunmak,
Beslenme alışkanlıklarına dikkat etmek,
Sigara ve tütün ürünlerinin akciğer kanseri, ağız, yutak, soluk borusu, yemek borusu, pankreas, böbrek gibi kanser çeşitlerine yol açtığı kesin olarak bilinmektedir. Bu nedenle sigaradan uzak durarak bu tür kanserlerden korunulabilir.
Sadece sigara içenler değil, "pasif sigara içici" olarak adlandırılan kişiler de bu kanser türlerine karşı risk altında bulunur.
Bazı deri kanserleri güneş ışınlarına fazla maruz kalma sonucunda ortaya çıkar. Bu nedenle güneş ışınından korunulması ile bu kanserlerin gelişimi engellenebilir.
Bunun yanı sıra bitkisel kaynaklı besinlerin fazla tüketilmesi, özellikle hayvansal kaynaklı yüksek yağlı gıdaların sınırlandırılması, bitkisel sıvı yağların tercih edilmesi, fiziksel olarak aktif olup, egzersiz yapılması ve ideal ağırlığın korunması kanserden korunmada etkin rol oynar.
Size Kanser Teşhisi Konduğunda…

Eğer size kanser teşhisi konarsa her şeyden önce yapmanız gereken mutlaka ve mutlaka Allah’a güvenmek ve asla isyan etmemektir. Unutmayın ki bu daha siz doğmadan kaderinizde belirlenmiş ve size imtihan olarak verilmiştir. Eğer Allah size böyle büyük bir imtihan veriyorsa bu kaldırabileceğiniz içindir ve unutmayın ki Allah bütün insanları farklı zorluklarla imtihan eder. Eğer bu gerçeği ve kaderinizi yaşadığınızı bilirseniz bu imtihanı güzellikle geçebilir, sabredip iyileştiğinizde çok fazla sevap kazanabilirsiniz. Aksi taktirde isyan, üzüntü ve stres tedavinize çok olumsuz etki edeceği gibi size hiçbir şey kazandırmaz.
Hastalandığınızı duyarsanız Allah’a çok dua edin ve O’ndan yardım isteyin, hiç strese girmeden güçlü bir şekilde tedavinizi olun, asla kendinizi bırakmayın ve Allah’tan ümidinizi kesmeyin. Hep olumlu ve güler yüzlü olun, çevrenizdeki insanların üzülüp ağlamasına izin vermeyin ve tevekkülünüzü herkese gösterin. Allah’ın kullarına karşı çok şefkatli olduğunu ve onların dualarını işittiğini düşünün. Eğer gerçekten ölümcül bir durum söz konusu ise yine güzellikle Allah’a yönelin ve mutlaka bağışlanma dileyin. Çünkü Allah kullarının günahlarını affedeceğini bildiriyor. Hiç bitmeyecek olan sonsuz hayatınıza yani ahirete adım atacağınızı düşünün. Ölüm asla asla bir bitiş değil tam tersine bir başlangıçtır. Eğer inançlıysanız hiç ummadığınız bir güzelliğe ve cennet yurduna kavuşacağınızı bilin. Allah’ın her zaman çok adaletli olduğuna, kullarından merhametini esirgemeyeceğine emin olun.

Kanser hastaları olan kişilerin mutlaka bunları düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Asıl önemli olan ve insanlara söylenmesi gereken gerçekler bunlar. Yoksa ağlamalar, üzülmeler ve isyan insana hiçbir şey kazandırmaz, tam tersine tevekkül, sabır ve Allah’a güven insana bu zorlu yolculukta tam olarak destek olacaktır.