6 Nisan 2010 Salı

Hz. Hızır Hakkında Bilinmeyenler Sırlar



Kuran’da bahsedilen Hz. Hızır ahir zamanda Hz. Mehdi’ye yardım edecektir. Hz. Hızır insan görünümünde de eşya görünümünde de olabilir. Şu anda kendisi Hz. Mehdi’ye yardım etmek üzere görevdedir. Hz. Hızır Allah tarafından İslam’ın hâkim olması için Hz. Mehdi’ye ve Hz. İsa’ya yardım etmek üzere görevlidir. Hz. Hızır zamana ve mekâna bağlı değildir. Her dönemde yaşar. Hz. Musa kıssasında Hz. Musa’ya yardım eden kişidir. Hz. Hızır kıssasında Hz. Musa’nın onunla birlikte yola çıktığı ve onun yaptıklarına çok şaşırdığından ve karşı çıktığından bahsedilir. Hz. Hızır yolda giderlerken bir gemiyi delmiş, bir çocuğu öldürmüştür. Daha sonra bir duvarı inşa etmiştir ve hepsinin hikmetini Hz. Musa’ya tek tek açıklamıştır. Hz. Hızır’ın her yaptığı işte bir hikmet vardır, çünkü Allah’ın ilhamıyla hareket eder. Olağanüstü yeteneklere sahip olan Hz. Hızır günümüzde de görevdedir ve yenilmesi mümkün değildir. Bugün kendisiyle ilgili birkaç sırrı sizlerle paylaşmak istiyorum:

Hz. Hızır duvarcı ustasıdır

"Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular." (Kehf Suresi, 77) Aynı zamanda bu duvar Hz. Süleyman'ın Mescidinin duvarıdır. Ona da işaret ediyor. Ki bildiğiniz gibi bu duvar yeniden inşa edilecektir. Mehdi tarafından Süleyman'ın Mescidi yeniden imar edilecektir. Rivayetlerde de belirtilmiştir. Ama bu ayette Hz. Hızır'ın bir özelliğini görüyoruz. "Hemen onu inşa etti". Duvarcı ustası, ne demektir? Mehdi aynı zamanda bütün masonlara da hâkim olacaktır. Yani hepsinin iman etmesine vesile olacaktır. Hepsinin Müslüman olmasına sebep olacak ve bütün duvarcı ustalarını da kendine tabi edecektir. Onlar yüzyıllardan beri, binlerce yıldan beri, binlerce yıldan beri Adonay'ı bekliyorlar. Onların lideri Adonay’dır. Yani onların efsanelerine göre Adon'dur onların lideri. Binlerce yıldan beri bekliyorlar."Hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin". Hâlbuki Hz. Hızır bu işi Allah rızası için yapıyor. Bir hikmetle yapıyor ve ücret almadan yapıyor, Mehdi’nin de özelliği hiçbir ücret istememesidir.

Hz. Hızır'dan kimler, neden korkarlar?

Şimdi. Hz. Hızır 'dan insanlar neden korkuyorlar biliyor musunuz? Kuran’a tabi olan Müslüman Hz. Hızır'dan korkmaz, Allah'tan korkar, Kuran'a göre hareket eder; dolayısıyla ölçüp tartarak hareket edeceği için ve şeriata göre davranacağı için, belirli şeyleri yapamaz. Fakat Hızır herhangi bir dine bağlı değildir. Dolayısıyla Kuran'a da bağlı değil, İncil'e bağlı değil, Tevrat'a bağlı değildir. Allah'tan ona özel bir şeriat indirilmiştir, ona bağlıdır. Mesela Hızır bir şey yapıyor, Kuran'a göre olmaması gereken bir şey yapıyor, ama yapıyor. Kuran'a göre kesinlikle olmaz, ama o kendi şeriatına göre olur. Kuran’da Hz. Hızır kıssasında Hızır’ın yaptığı ve Hz. Musa’nın şaşırdığı ve karşı çıktığı üç olaydan bahsediliyor.

Onun için insanlar bazen Hz. Hızır'ı çok acımasız buluyorlar. Akıl almaz derecede acımasız buluyorlar. Ve nerede, ne zaman, ne yapacağını bilmedikleri için ve nerde ne zaman neye karşılık vereceklerini bilmedikleri için ve hiçbir zaman için tespit edemedikleri için Hz. Hızır’ı, bundan çekiniyorlar. Tutulması, alıkonması, yakalanması mümkün olmayan bir insandır Hz. Hızır. Ne zaman nerede çıkacağı ortaya belli olmaz; ne zaman nerede aniden kaybolacağı da belli olmaz. Ve Kuran'a da tabi değildir, kendi şeriatına tabidir. Kendi şeriatına göre doğru bulduğunu da yapar, yaptığında da karşısındakini perişan eder. Ve hiçbir şekilde de karşıdaki kişi karşı koyamaz.

Hızır'ın da bunu yaparken ölçüsü şudur; Hz. Hızır Allah'ın veli kullarına zarar gelmesine izin vermez. Buna çok titizdir, bununla görevlendirilmiştir. İyileri korur, kötüleri de etkisiz hale getirir. Dine, İslam'a zarar vereceğinden emin olduğu kişileri etkisiz hale getirir. Ya da bir cismi de etkisiz hale getirir; bir şey yapamayacak hale getirir. Müslüman'ın da sürekli yolunu açar, mesela Mehdi’nin, Hz. İsa’nın yolunu açar. Deccal'in en çok korktuğu şey Hızır'dır. Deccal, Mehdi’den korkmaz, Hz. İsa'dan da korkmaz ama Hızır'ı gördü mü kanı iliği çekilir. Hızır'ı tanır bilir. Mehdi çok şefkatli, merhametlidir ve mazlumdur. Kuran'a çok titizdir. Ondan bir zarar gelmeyeceğini bilirler. Ama Mehdi ile uğraşanları, Hz. İsa ile uğraşanları, Hz. Hızır düşman bilir. Gizli, açık mutlaka tespit eder. Hz. Hızır ile ilgili bilinmeyen sırları sizlere anlatmaya devam edeceğim.

Kaynak: (mehdi-deccal-masonluk.com)

5 Nisan 2010 Pazartesi

Radyodan Kuran Dinleyin…



Bugün Milliyet blog yazarlarıyla çok faydalı bir internet adresi paylaşmak istiyorum. İstediğiniz her yerde radyodan Kuran dinleyebilirsiniz. http://www.radyofeza.com/ internet adresinden bilgisayarınızdan 97,4 frekansından da radyodan dinleyebilirsiniz. Hepimiz gün içinde çok koşturuyoruz, bazen akşam çok geç saatlerde eve dönebiliyoruz. Fakat hepimizin Kuran okumaya ve ayetler üzerinde düşünmeye ihtiyacımız var. Bu yüzden radyodan ve internetten Kuran dinlemek çok güzel bir imkân. Öğlen yemek yerken, serviste giderken, arabanızla eve dönerken, yürüyüş yaparken dilediğiniz yerde Kuran dinleyebilirsiniz. Bu siteyi arkadaşlarınıza ve akrabalarınıza da önerip onların da faydalanmasını sağlayabilirsiniz. Ayrıca yine görme özürlü olan tanıdıklarınız ve okumakta zorlanan yaşlılar da yine cep telefonundan dinleyebilirler.

http://www.radyofeza.com/

Darwinistlere Sorun- Video



21. Yüzyılda gelişen bilim sayesinde evrimcilere soracak yüzlerce soru var. Artık insanlar körü körüne evrime inanmıyorlar, okuyor, araştırıyor, öğreniyorlar. Şimdi evrimcilerin cevaplaması gereken yüzlerce soru var. Bugün sizlerle bu konuda hazırlanmış çok güzel bir videoyu paylaşmak istiyorum, sorular çok güzel resimlerle özenle hazırlanmış. http://vimeo.com/9777595 adresinden ziyaret edebilirsiniz.

Artık hem lise öğrencileri, hem üniversite öğrencileri, hem de halkımız evrim konusunda son derece bilinçliler. Delilleri gördükçe kâinattaki muhteşem canlıların asla evrim geçirerek tesadüflerle oluşamayacağını anlıyorlar ve şu soruları soruyorlar. 300 milyon fosil var, neden tek bir ara fosil yok, tek bir protein tesadüfen oluşamıyorsa canlılık nasıl oluşsun, milyonlarca yaşayan fosil var, canlılar hiç değişmemiş, o zaman evrim teorisi nasıl gerçek olsun, mutasyonlar canlılara hiç fayda sağlamazken canlılar nasıl evrim geçirebilir, yıllarca ara fosil olarak öne sürülen coelacanth canlı canlı yüzerken bulunmadı mı, daha böyle yüzlerce soruya evrimciler cevap vermek zorundalar. Artık körü körüne inanmak yok. Bilimin ışığında incelemek, öğrenmek ve sorgulamak var. Evrimciler de zaten bu gerçeğin farkındalar. Şu anda derin bir sessizlik hâkim. Yaratılışçıların karşısına çıkmaya çekiniyorlar, tek bir ara fosil gösteremiyorlar. Çok kısa bir süre sonra evrim teorisine inanan yeryüzünde hiç kimse kalmayacak. Böylece yüzyılın bu büyük yanılgısı tam anlamıyla tarihe gömülecek, hep birlikte göreceğiz.

Kaynak: www.darwinistleresorun.com

Taha Akyol’un Programında Hz. Mehdi Gelmeyecek Diye Çırpınanlar



Dün akşam seyrettiniz mi bilmiyorum ama Taha Akyol’un sunduğu Eğrisi Doğrusu isimli programda tartışılan konu Hz. Mehdi’ydi. Taha Akyol katılan konuklara Hz. Mehdi’nin gelip gelmeyeceğini, bazı insanların Hz. Mehdi olduğunu söyleyerek insanları kandırdığını sordu. Katılan konuklarda kesinlikle bu yüzyılda Hz. Mehdi’nin gelmeyeceğini, bu konuda hiç sahih hadis olmadığını, Kuran’da Hz. Mehdi’ye bakan hiç ayet olmadığını söylediler. Bunun üzerine programı seyreden halktan sorular yağmaya başladı ve sorular karşısında konuklar renkten renge girmeye başladılar.

Öncelikle peygamberimizin dünyanın 7000 yıllık ömrü olduğunu ve 5600 yılının geçtiği, bizim son 1400 yılda olduğumuz soruldu. Hz. Mehdi’nin gelişi için zaten çok az bir zaman kaldığı dile getirildi. Konukların bu konuda hiç bilgisi yoktu. Daha sonra birçok İslam aliminin (Suyuti, Buhari, Tırmizi gibi) Hz. Mehdi’den bahsettiği bildirildi, konuklar bunu da inkar ettiler. Tabii onların inkâr etmesi yüzlerce sahih hadis olduğu gerçeğini değiştirmez. Hz. Mehdi’yi inkâr eden İslam âlimi var mı sorusuna da hiçbir cevap veremediler. İslam’ın hakim olacağı konusuna korkularından hiç girmediler.

Bu tür programlar halkın Hz. Mehdi hakkında ne kadar bilinçlendiğini gösteriyor. İslam âlimleri Hz. Mehdi ile ilgili o kadar çok bilgi vermişler, peygamberimiz Hz. Mehdi’yi o kadar detaylı anlatmıştır ki, bir insan hakkında bu kadar detay olması son derece şaşırtıcıdır. Katılan konukların haberi yoksa http://www.kutubisittedemehdiveisa.com/ bu siteden bütün İslam âlimlerinin Hz. Mehdi ile ilgili görüşlerini okuyabilirler. Hz. Mehdi ayrıca Tevrat’ta ve İncil’de de çok detaylı tarif edilmektedir. Kuran’da Nur Suresi 55 ayetinde İslam hâkimiyeti müjdelenir. İslam’ı tüm dünyaya hâkim edecek kişi Hz. Mehdi ve Hz. İsa’dır.

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Taha Akyol, Hz. Mehdi ile ilgili program yapacaksa gerçekten bu konu hakkında çok bilgili, Kuran’a ve hadislere hâkim kişileri programa çıkartmalı diye düşünüyorum. Çünkü bu şekilde olduğu takdirde halk çok daha bilgili olduğundan program eğitici olmaktan oldukça uzak olup tam tersine insanlara çok yanlış bilgiler aktarılan bir programa dönüşüyor. En azından programa katılan konuklara tavsiye ettiğim siteyi ziyaret ederek bilgilerini arttırmalarını tavsiye ediyorum. Ayrıca Taha Akyol da bu siteyi ziyaret edip hadisleri incelerse gerçekleri göreceğini düşünüyorum. Halkımızın Hz. Mehdi konusunda bu kadar bilinçli olduğunu görmenin de son derece sevindirici olduğunu eklemek istiyorum…

Kaynak: www.hazretimehdi.com, http://www.kutubisittedemehdiveisa.com/

2 Nisan 2010 Cuma

Dünyayı Kasıp Kavuran Ekonomik Kriz İçin Neler Yapabiliriz?



Türkiye’yi de içine alan dünya çapındaki ekonomik kriz insanları derinden etkiliyor. Türkiye’deki yoksul vatandaşlarımızın bu krizden çok fazla etkilenmemeleri, insanların sokakta kalmamaları, çoluk çocuklarının açlığa terk edilmemesi için acil önlemler alınması gerekiyor. Devlet bu yönde attığı olumlu adımlar atıyor, bunlardan biri de yoksul vatandaşlarımıza bedava süt dağıtılması…

Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) tarafından dağıtılan gıda paketleri içerisine süt de konacağını açıkladı. İllerde SYDV’nin düzenli bir şekilde Türkiye'de 100 binlerce vatandaşa gıda paketleri dağıttığını hatırlatan Bakan Eker, “Bu yardım paketlerine de süt konmak suretiyle hem yoksul vatandaşlarımızın süt tüketimini artırmak, hem daha sağlıklı beslenmelerine yardımcı olmak, hem de süt üretimini teşvik etmek ve hatta sütün işlenmesini teşvik etmeye yardımcı olacak bir mekanizma kurduk. Bu iki tedbir son haftalarda süt üreticileriyle ilgili hatta süt sanayicileriyle ilgili önemli iki tedbirdir. Bunları şu anda hayata geçirdik” diye konuştu.

Yoksullara bedava süt dağıtılması son derece olumlu bir gelişme. Hatırlarsanız diğer yazılarımda Türkiye’yi de içine alan bu büyük krizde yoksullar için bedava marketler kurulması gerektiğini yazmıştım. Böylece satın alma imkanı olmayan vatandaşlarımız kolaylıkla gidip bu marketlerden ihtiyaçlarını karşılayabilirler. Bu marketlerin her ilde binlerce sayıda kurulması gerek. Bütün milletimiz bu bedava marketleri destekler, devlet kursun mahallelere bedava marketleri, mesela halkımızın fazla bir elbisesi vardır götürür verir, fazla yiyeceği vardır, götürür verir. Oradan da ihtiyacı olan fakirlere dağıtılır. Bu çok güçlü bir sosyal tedbir olur ve bu gelişme bütün millete huzur verir. Böylece hepimiz vicdanen de rahat ederiz, sosyal yönden de çok güzel bir denge oluşur. Bu kargaşayı da önler, halk huzur içinde gidip ihtiyacını alır. Kamyonlardan halkın üzerine ekmek fırlatma gibi iptidai yönetmelerin uygulanması hem çok yanlış hem de ahlaka hiç uygun olmayan hareketlerdir. Bedava marketler insanlara bereket de getirir, her şeyin üstünde çok sevap kazanacakları bir çalışma olur.

Fakir halka maaşlarına zam yaparak alışverişi arttırmak mümkün olabilir, yani piyasa hareketlendirebilir. Özellikle lüks üretim yapan yerlere para aktarımı değil de, halka para aktarımı yapmak çok daha doğru bir çözüm olur. Tabi Türkiye’mizde insanların Kuran ahlakına göre zekat, sadakada daha titiz olmaları, bol bol kardeşlerine kendi imkanlarını dağıtmaları, onlara malla, parayla, yiyecekle bol bol yardım etmeleri, borçlu olanların borçlarını affetmeleri gerekiyor. Çünkü Kuran’da borcun affedilmesi bir ibadet olarak belirtiliyor, yani illa borcunu öde diye fakir insanların yakasına yapışılması doğru değil, bundan insanların biran önce vazgeçilmesi lazım.

Ekonomik krizin nedeni insanların materyalizm batağına saplanıp iyice bencillik ve hırs batağına saplanmış olmalarıdır. Bu son derece eğitimli insanlar kendilerince çok akılcı olduklarını, çok iyi teknik detaylara sahip olduklarını iddia ediyorlardı. Ama gördüğünüz gibi ekonomide tam anlamıyla büyük bir tufan başladı ve şimdi hiçbir şekilde de durduramıyorlar. Nerede bunların ekonomistleri, profesörleri, bankaları, para basma makineleri, altın depoları? Niye durduramıyorlar? Durduramazlar. Çünkü asıl insana yatırım yapmadılar. Altına, paraya yatırım yapmayla bu işler olmaz. Binaya, gökdelenlere yatırım yapmakla olmaz... Bunun çözümü insana yatırım yapmaktır. Egoistlikten, bencillikten insanların uzak durması, son derece samimi olması, Allah korkusu, Allah sevgisi, coşkun bir muhabbet, kardeşlik bağı, fakirlere karşı sevgi, acıma ve merhamet duygusunun gelişmesi, bunlarla çözüm olur. Yoksa egoistliğin, bencilliğin hakim olduğu bir dünyada gece gündüz darphaneler para bassa, gece gündüz ekonomistler sabaha kadar çalışsalar hiçbir netice alamazlar. Bu tufanını durduramazlar ve durduramıyorlar. Yıllarca durduramadıklarını da görecekler...

Ekonomik krizin ana nedeni ahlaki krizdir. Bu derin ahlaki krizden ekonomik kriz oluştu. Ahlaki kriz kalkmadan ekonomik kriz kalkmaz. Bu da bencilliğin ortadan kalkmasıdır. Yani hırs, para tutma hırsı, fakirlere acımamak, kendi merkezli yaşamak, ben merkezli yaşamak. Bu şekilde yaşamak olmaz. Müslümanlıkta cömertlik vardır, fakirleri koruyup kollamak vardır, şefkat, merhamet vardır. Allah’a tevekkül vardır, haline şükretmek vardır. İnsanlar bunun dışında israfta akıl almaz bir savurganlığa gidiyorlar ve müthiş bir bencillik var yani parayı tutma hırsı var. Bu durumda para kasıldı mı çalışma hayatı da kasılıyor. Fabrikaların üretimi de duruyor. İnsanlar korkudan mal almaktan vazgeçiyorlar, üretici de mal üretmekten vazgeçiyor. Fakirlere para vermeyi, onlara, işçilere zam yapmayı büyük bir felaket gibi görüyorlar. İnsanlar böyle ahlakla yaşamaya devam ettikçe bu acılar dinmez.

Kuran’da bildirildiği gibi bu büyük ekonomik krizde herkesin kendi imkanları ölçüsünde yoksullara yardım etmesi gerekiyor:

Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir." (Bakara Suresi / 215)

Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi / 22)


Öyleyse yakınlara hakkını ver, yoksula da, yolcuya da. Allah'ın yüzünü (rızasını) isteyenler için bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır. (Rum Suresi / 38)

Hiç kimse unutmasın ki bu ekonomik krizde kimin yoksul duruma düşeceği, kimin evsiz, barksız sokakta kalacağı hiç belli olmaz. Gördüğünüz gibi Amerika’da dünyaca ünlü şirketler bir günde batıyorlar. Bu yüzden kimse kendisini garantide görmesin. Yoksulluk ve açlık size gelmeden bu durumda olan insanlara mutlaka yardım eli uzatın. Bu konuda yardımı ilk başlatan siz olun, işyerinizde, çevrenizde gördüğünüz muhtaç birine yardım eli uzatın, devletin bedava marketler açmasını teşvik edin, sakın ‘benim yardımımla ne olur’ demeyin. Herşeyi devletten beklemek doğru olmaz. Siz yardım eli uzatarak çok fazla kişiye örnek olabilir, çok fazla kişiyi teşvik edebilirsiniz. Sonuç olarak tek bir insana yardım elini uzatsanız bile o insan için bunun ne kadar önemli olacağını aklınızdan çıkarmayın. Bu ekonomik krizde oturup seyreden değil vicdanıyla hareket eden insanlardan olun…

Evrimciler bunalımda mı?



İşte son bomba! Evrimciler orangutanların gülme sesi çıkartmasından bu canlıların insanın atası olduğu sonucuna varmışlar! Evrimciler önce atalarımız mikrop dediler, sonra fare, sonra Lemur, şimdi de orangutan diyorlar!!! Açıkçası evrimcilerin insanın atası ile ilgili sürekli yeni iddialar ortaya atmaları derin bir bunalımda olukları izlenimini veriyor insana…

Şimdi evrimciler bu hayali iddiaları ortaya atınca benim de bunları çürütmekten başka çarem kalmıyor, şimdi atalarımız orangutan iddiasını çürütecek başka deliller vereyim ancak bu delillerle evrimcilerin bunalımları daha da artabilir: evrimciler benzerlik arıyorlarsa, orangutanların dişleri de insana benziyor, başlarının ön kısmında onların da iki gözü var, ön tarafta bir de burunları var, tıpkı insanlardaki gibi! İki yanda kulakları var, iki tane de kolları var. Yemek yiyorlar, hareket ediyorlar. Tıpkı insanlar gibi onlar da su içiyor, temizleniyorlar. Onların da insanlar gibi tırnakları var, elleri de insana benziyor.

Bir de üstüne üstlük GÜLME SESİ ÇIKARIYORLAR!

Orangutanlarla bu kadar fazla benzerlik varken yalnızca gülme sesini kafalarına takmaları, evrimcilerin açıkçası bunalıma girdiklerini açıkça gösteriyor. Evrimcilerin kendi hayali mantıklarına göre asıl yukarıda saydığım bu benzerliklerden yola çıkmaları ve iddia ettikleri hayali evrime asıl bu benzerlikleri güya delil göstermeleri gerekirdi. Ama şu an, bütün evrimci yayınları ayaklandırarak, bir orangutan yavrusunun gıdıklanınca gülmesini bu hayali iddiaya delil göstermeye çalışıyorlar.İşte bu, Darwinistlerin çok ciddi bir çıkmazda olduğunu tüm dünyaya gösteriyor.

Evrimcilerin kavrayamadıkları gerçek şu: Bir canlı, insana ne kadar benzerse, insanın o kadar hoşuna gider. Çünkü insan, Allah’ın Kuran’da belirttiği gibi, en güzel surette yaratılmıştır. İnsanda yaratılan bu güzel özelliklerin başka canlılarda tecelli etmesi, insan için bir nimettir. Bu benzerlik bir böcekte, bir kelebekte olsa bile insan bundan zevk duyar. Allah’ın bazı canlıları insana benzer şekilde yaratmasının sırrı budur. Allah'ın bu benzerlikleri yaratmasındaki hikmetlerden biri de, nimetlerden zevk alan şuur ve bilinç sahibi insanlara, canlılılardaki güzelliği ve nimetleri göstermesidir. Allah’ın bir hayvanı güldürmesi mucizedir. Çünkü hayvanların şuuru kapalıdır, varlıklarının farkında değildirler. Bir canlının şuuru kapalı olduğu halde eğlenmesi, neşelenmesi, gülmesi, şefkati, merhameti bilmesi, çocuğunu koruması, temizliğe titiz olması, kendisini de yavrusunu da korumayı bilmesi, tedbirli davranması Allah’ın yarattığı üstün bir güzellik, çok büyük bir nimettir ve bu özelliklerin tümü, Darwinistler tarafından açıklanamamaktadır. Darwinistlerin Allah’ın özel olarak yarattığı bu benzerliği hiçbir bilimsel delil sunmaksızın, hayali evrime delil olarak göstermeye çalışmaları yaşadıkları büyük bunalımın göstergesidir.

Evrimcilerin hayali evrim teorisini ısrarla savunmak için böyle komik iddialar ortaya atmaları inanılır gibi değil. Evrim adını verdikleri hayali iddialara bir delil getireceklerse, hayali maymun ataların varlığı iddiasını, bilimsel delillerle anlatmalıdırlar. Gerçek, somut ve ilmi delillerle ispatlamalılar. Örneğin bu iddialarıyla ilgili ara fosil getirmeliler. Bilimsel delil budur. Fakat Darwinistler elbette evrimi ispatlayan tek bir delil bile getiremeyip, bir tane bile ara fosil gösterememektedirler. Çünkü bu teori, tam anlamıyla hayali bir teoridir. İşte bu sebeple, Darwinistlerin sürekli olarak delil diye kullandıkları tek şey Allah'ın muhteşem sanatı olan canlıların insana benzerliğidir.

Açıkçası ben evrimcilerin insanın atası ile ilgili bundan sonra hangi komik iddiayı ortaya atacaklarını çok merak ediyorum. Bukalemun mu, sinek mi, zürafa mı yoksa kurbağa mı? Sizce hangisi? En çok merak ettiğim şeylerden biri de acaba hala bu masala inanan insan kaldı mı şu dünyada? Çünkü aklı başında olan her insan bu muhteşem kainatın ancak Alalh’ın üstün gücüyle ve kudretiyle yaratıldığını görür, eğer göremiyorsa kendisinde büyük bir problem vardır diye düşünüyorum…

Kaynak: http://www.evrimteorisi.info/

Çağın hastalıkları stres ve depresyondan kendinizi nasıl kurtaracaksınız?



Günümüzde yaşadığı olaylar karşısında strese girmeyen, panik atak geçirmeyen, depresyona girmeyen insan neredeyse yok gibi… Hatta depresyona girme yaşı o kadar düştü ki, daha üniversite çağına gelmemiş gençlerin çoğunun bunalıma ve ağır depresyona girdiklerine şahit oluyoruz. Peki bu insanlar neden karşılaştıkları sorunlara yeniliyorlar, neden bu sorunları akılcı ve mantıklı bir şekilde çözemiyorlar? Neden kendilerini bırakıp, ilaçların arkasına sığınıp yalnızlığa gömülüyorlar?

Bunun nedeni diğer yazılarımda da belirttiğim gibi insanların din ahlakını yaşamamaları, Allah'a güvenip teslim olmamaları, her olayı kendilerinin kontrol edeceği yanılgısına düşmeleridir. Bu yüzden dünyada yaşayan milyarlarca insan sürekli üzütü, sıkıntı ve stres içinde yaşar. Bu yüzden psikolojik kökenli pek çok hastalığa yakalanırlar, vücutları çok hızlı yıpranır, kısa sürede yaşlanıp çökerler. Yaşadıkları ruhsal sıkıntının etkisi bedenlerinin her noktasında kendisini gösterir.

İnançlı insanlar ise psikolojik yönden sağlıklı oldukları, strese, üzüntüye, ümitsizliğe kapılmadıkları için bedenen de daha sağlıklı ve dinç kalırlar. Allah'a tevekkül etmelerinin, güvenip dayanmalarının, herşeye hayır gözüyle bakmalarının, Allah'ın kendilerine olan güzel vaat ve müjdelerinin sevincini sürekli içlerinde taşımanın olumlu etkisi, fiziksel özelliklerine de yansır. Tabii ki bu durum, dini tam anlamıyla kavrayan ve vicdanını tam kullanarak, Kuran ahlakını hakkıyla yaşayan kimseler için geçerlidir. Elbette ki onlar da hastalıklara yakalanır ve doğal olarak yaşlanırlar, ancak bu durum diğerleri gibi psikolojik kaynaklı bir çöküntü şeklinde değildir.

Günümüzde çağın hastalıkları olarak isimlendirilen "stres ve depresyon", kişiye yalnızca psikolojik olarak zarar vermekle kalmayıp, bedeninde de fiziksel olarak çeşitli etkilerle kendisini göstermektedir. Stres ve depresyona bağlı olarak meydana gelen rahatsızlıkların başlıcaları, bazı akıl hastalıkları, uyuşturucu madde bağımlılıkları, uykusuzluk, deri, mide, tansiyon hastalıkları, nezle, migren, kemiklerle ilgili birtakım hastalıklar, böbrek dengesizliği, solunum bozuklukları, alerjiler, kalp krizi, beyinde büyüme meydana gelmesi gibi sorunlardır. Tabii ki tüm bu hastalıkların oluşma sebebi, her zaman stres veya depresyon olmayabilir. Fakat bilimsel olarak da ispatlandığı gibi bunların çıkış noktası çoğu kez psikolojik kaynaklıdır.

İnsanlar arasında çok yaygın olarak görülen "stres", korku, güvensizlik, umutsuzluk, aşırı heyecan, endişe, baskı gibi duyguların, vücuttaki dengeyi bozarak bedende oluşturduğu genel bir gerilim durumudur. İnsanlar strese girdikleri zaman, vücutları buna tepki gösterir ve alarma geçer. Vücutta çeşitli biyokimyasal reaksiyonlar başlar: Kandaki adrenalin seviyesi yükselir; enerji tüketimi ve vücut reaksiyonları maksimum seviyeye çıkar; şeker, kolesterol ve yağ asitleri kana bırakılır; kan basıncı artar ve kalp atışı hızlanır. Glikoz (şeker) beyne yönlendirildiğinde kolesterol miktarı yükselir, bu da vücut için tehlike anlamına gelir.


Özellikle kronik stres, vücut fonksiyonlarını değiştirdiğinden, çok büyük zararlara sebep olabilir. Stres nedeniyle vücuttaki adrenalin ve kortizol miktarı normal olmayan bir şekilde yükselir. Uzun süreli streste, kortizol hormonunun yükselmesi, bazı hastalıkların -örneğin şeker hastalığı, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, kanser, ülser, solunum hastalıkları, egzama ve sedef gibi deri hastalıkları, bağışıklık sistemine bağlı rahatsızlıklar- erken yaşta ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kortizol yüksekliğinin beyindeki hücreleri öldürmeye kadar varan etkileri bulunmaktadır. Stresin sebep olduğu rahatsızlıklar bir kaynakta şöyle ifade edilmektedir:

Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ve ağrı arasında önemli bir ilişki vardır. Stresin sebep olduğu gerginlik, damarların daralmasına, kafanın belirli bölgelerine giden kan akımının bozulmasına ve o bölgeye giden kanın bir hayli azalmasına yol açar. Diğer taraftan bir dokunun kansız kalması doğrudan ağrıya sebep olur. Çünkü muhtemelen bir taraftan gergin dokunun daha çok oksijene ihtiyaç göstermesi, diğer taraftan dokunun zaten yetersiz kanla beslenmesi özel ağrı alıcılarını uyarır. Bu arada adrenalin ve noradrenalin gibi stres sırasında sinir sistemini etkileyen maddeler de salgılanmış olur. Bunlar da doğrudan veya dolaylı olarak kasların gerginliğini artırır ve hızlandırır. Böylece ağrı gerginliğe, gerginlik kaygıya, kaygı da ağrının şiddetlenmesine yol açar. (Acar Baltaş, Zuhal Baltaş, Stres ve Başa Çıkma Yolları, Remzi Kitabevi, 15. basım, s. 162.)

Ancak stresin yol açtığı en ciddi hastalıklardan birisi kalp krizidir. Araştırmalar, agresif, telaşlı, endişeli, sabırsız, rekabetçi, kindar, asabi insanların kalp krizi oranlarının, bu davranışları az gösteren insanlardan daha fazla olduğunu göstermektedir. (Jane E. Brody, "Tool of survival is deadly for heart", The New York Times, 23 Mayıs 2002;) Bunun sebebi ise şöyledir:

Hipotalamus'un başlattığı, sempatik sinir sisteminin aşırı uyarılması aynı zamanda aşırı insülin salgılanmasına ve dolayısıyla bu insülinin kanda birikmesine sebep olur. İşte bu durum sağlık açısından hayati önem taşımaktadır. Çünkü, koroner damar hastalığına yol açan şartların hiçbiri, kandaki fazla miktardaki insülin kadar kesin ve yıkıcı bir rol oynamaz. (Acar Baltaş, Zuhal Baltaş, Stres ve Başa Çıkma Yolları, Remzi Kitabevi, 15. basım, s. 159.)

Bilim adamları, stres derecesi ne kadar yüksekse, kandaki akyuvarların tepkisinin o kadar zayıfladığını ifade etmektedirler. Oxford Üniversitesi Teknoloji Transferi Bölümü'nde görevli Linda Naylor başkanlığındaki ekibin geliştirdiği test sayesinde, stres derecesinin bağışıklık sistemi üzerindeki bu olumsuz etkisi ölçülebilmektedir.

Stresle, bağışıklık sistemi arasında da yakın bir ilişki vardır. Fizyolojik stres, bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir etki yapar ve bağışıklık sistemini çökertmeye çalışır. Stres altında olan beyin, vücutta kortizol hormonu üretimini artırır ve bağışıklık sistemini zayıflatır. Diğer bir deyişle beyin, bağışıklık sistemi ve hormonlar birbirleriyle ilişki içindedirler. Bu konuda uzmanlar şöyle demektedir:

Psikolojik veya fiziksel stres konusundaki çalışmalar uzun süren yoğun bir stresle karşılaşıldığı zaman hormonal dengeye bağlı olarak bağışıklık cevabında bir düşüş olduğunu ortaya koymuştur. Kanser dahil birçok hastalığın ortaya çıkış ve şiddetinin hayat stresleriyle ilişkili olduğu bilinmektedir. (Acar Baltaş, Zuhal Baltaş, Stres ve Başa Çıkma Yolları, Remzi Kitabevi, 15. basım, s. 169.)

Kısacası, stres insanın doğal dengesini bozan bir durumdur. Bu olağanüstü durumun süreklilik göstermesi vücut sağlığını bozarak, çok çeşitli rahatsızlıklara yol açar. Uzmanlar, stresin insan vücudu üzerindeki olumsuz etkilerini şu temel maddeler altında toplamaktadırlar:

Kaygı ve Panik: İşlerin kontrolden çıktığı hissine kapılma
Sürekli artan terleme
Ses değişmesi: Kekeleme, titreyerek konuşma
Hiperaktiflik: Ani enerji patlamaları, zayıf diabet kontrolü
Uyumada zorluk çekmek: Kabus görme
Deri hastalıkları: Sivilce, akne, ateş, sedef hastalığı ve egzama
Gastrointestinal belirtiler: Hazımsızlık, mide bulantısı, ülser
Kas tansiyonları: Gıcırdayan veya kenetlenen dişler, çenede ağrı, sırt, boyun ve omuzlarda ağrı
Düşük dereceli enfeksiyonlar: Nezle vb.
Migren
Hızlı kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, yüksek tansiyon
Böbrek dengesizliği, su tutma
Solunum bozuklukları, kısa nefesler
Alerjiler
Eklem yerleri ağrısı
Ağız ve boğaz kuruluğu
Kalp krizi
Bağışıklık sisteminin zayıflaması
Beyin bölgesinde küçülme
Kendini suçlu hissetme, kendine güvensizlik
Kafa karışıklığı, doğru yorumlar yapamama, iyi düşünememe, zayıf hafıza
Aşırı kötümserlik, herşeyin kötüye gideceğine inanma
Kıpırdamadan bir yerde durmada zorluk çekme, mutlaka tempo tutma
Konsantre olamama veya konsantrasyon zorluğu çekme
Sinirlilik, alınganlık
Mantıksızlık
Kendini yardımsız, umutsuz hissetme
Artan veya azalan iştah
Din ahlakından uzak yaşayan kimselerin "stres" denilen sıkıntı ile yaşamaları Allah'ın Kuran'da bildirdiği bir durumdur:

"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." (Taha Suresi, 124)

Bir başka ayette ise Allah "... bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar..." şeklinde buyurmaktadır. (Tevbe Suresi, 118)

Bu sıkıntılı -günümüz ifadesiyle stresli- yaşam, iman etmeyenlerin, imanın kazandırdığı güzel ahlaktan uzak yaşamalarının sonucudur. Bugün doktorlar, stresin etkilerinden korunmak için huzurlu ve sakin bir yapıya, rahat, güvenli ve endişelerden uzak bir psikolojiye sahip olunması gerektiğini ifade etmektedirler. Huzurlu ve rahat bir psikoloji ise, ancak Kuran'ın yaşanmasıyla mümkündür. Nitekim Kuran'da Allah pek çok ayette iman edenlerin üzerine "güven duygusu ve huzur" indirdiğini bildirmektedir. (Bakara Suresi, 248; Tevbe Suresi 26, 40; Fetih Suresi, 4, 18) Rabbimiz'in iman eden kulları için vaadi ise bir ayette şöyle bildirilmektedir:

Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)

"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." (Taha Suresi, 124)


Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (En'am Suresi, 125)

Açıkça görebileceğiniz gibi insan ancak Allah’a iman ederse, Kuran ahlakına uygun bir ahlak gösterirse, yalnızca Allah’a dayanıp güvenirse dünya hayatında huzurlu ve mutlu olabilir. Allah’a tevekkül etmeyi bilmeyen, kaderini izlediğini düşünmeyen, her olayı kontrol edebileceğini düşünüp bir türlü kontrol edemediğini gören bir insanın huzurlu ve mutlu olması mümkün değildir. İnançsız olan bir insan gün içinde ters giden en ufak bir şeyde üzüntüye kapılacak, karşılaştığı zorluklar onu ağlamaya, isyana, paniğe ve ardından depresyona sürükleyecektir. Halbuki insanın dünyada imtihan olduğunu bilmesi olaylara bakış açısını tamamen değiştirir, insan zorlukla karşılaştığında hemen Allah’a yönelip şükreder ve bunun sevabını kazanır, güzellikle karşılaşınca yine şükreder.

Her zaman söylüyorum, bu dünyada her zaman sizin istekleriniz doğru demek değildir, Allah size en hayırlısını verir. Siz o anda hayrını görmüyor olabilirsiniz ama eğer Allah’a yakın olursanız bunun hikmetini kavrarsınız. Bu yüzden olaylar karşısında daima olumlu düşünün, tevekküllü olun ve kaderinizin en güzel şekilde yaratıldığını bilin. Aksi taktirde sürekli strese ve bunalıma giren, en küçük bir olayla karşılaştığında günlerce yatağından çıkmayan ve sonunda depresyon batağına saplanan insanlardan olursunuz.